25 Aralık 2011 Pazar

BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ, Khaled Hosseini


Khaled Hosseini ile ilk kez, yazarın da ilk kitabı olan Uçurtma Avcısı kitabında tanıştım. D&R'ın cep kitaplarında yaptığı kampanya sağ olsun:) Çok keyif alarak okuduğum bu kitaptan sonra yazarın ikinci bir kitabı daha olduğunu öğrenince, hemen onu da alıp okudum. 
'Bin Muhteşem Güneş' başlığı oldukça çekici ve ilginç geldi bana. Kitabın kapağında yazan 'Tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Uçurtma Avcısı'nın yazarından...' kelimesinin bana çok itici gelmiş olması, kitabı satın almama bu defa engel olamadı.
Dürüst olmak gerekirse, ilk kitapta aldığım tat bunda biraz daha azdı. Yine de sürükleyici ve akıcı bir konusu var kitabın. Sıkıldığımı söyleyemem. Her kelimesini ilgiyle okudum. Fakat ilk kitaptaki adrenalin daha yüksekti. 
Yazar ülkesinden uzakta yaşadığından, ülkesi burnunda tütüyor olsa gerek. Zira, Khaled Hosseini her iki kitabında da Afganistan'ı işlemiş ve yurduna olan özlemi her bir kelimeye sinmiş. 
Özetle, hazır yılbaşı da gelmişken, sevdiklerinize keyifle okuyabilecekleri Khaled Hosseini'nin her iki kitabını da set olarak hediye edebilirsiniz:) 

S.

Bin Muhteşem Güneş
Khaled Hosseini
Everest Yayınları, 488 sayfa, Kasım 2011 (21. basım)
Çeviri: Püren Özgören

1 Aralık 2011 Perşembe

ÖLÜM PORNOSU, Chuck Palahniuk

d&r ve idefix'in çok okunan listelerinin farklılığına şaşırdığım bir günde rastladım kitaba. Meğer daha önce bir arkadaş sohbetinde içeriği hakkında konuşmuşuz ama adının bu olduğunu hatırlamadım. Meğer ne çok seveni varmış nedenini anlayamadım. Porno sektörüne delicesine karşı olan ben, nasıl oldu da böyle bir kitap aldım, kimse inanamadı. Belki bakamadığım bir açıdan gösterebilir bana porno dünyasını dedim ama olmadı.
Bir karışık romandan soluk almak için bu romana başlamıştım.Bu da onu aratmadı sağ olsun. Her bir bölümü farklı kişilerin dilinden anlatılan romanları bir solukta okumak için dingin ve huzurlu bir dönemde başlamak lazımmış. O da bizim diyarlara bu aralar pek uğramıyor.
Romanın konusu kitabın arka kapağında anlatılıyor. 40. sayfada roman çözülmüş gibi bir imaj veriliyor. 90. sayfada "senin anladığını herkes anlar sazan" diyor yazar ve çözümünüz çözümsüz kalıyor. Son saniyeye kadar sürpriz var.
Romanları meşhur edenler biraz da sansasyonları mı diye düşünmekten alamıyor insan kendini. Çevirmen ve yayın evinin genel müdürüne dava açılmış. Elbette çok acı, insanların üç yıldan fazla zamandır, yazdıkları yüzünden tutuklu bulundukları bir ülkede yaşamak böyle bir şey.Bu kitap özelinde bence bu yargı süreci satışa olumlu yansımış.
Romanı okurken -ki oldukça uzun sürdü kısacık romanı okumam ama bu tamamen benim içinde bulunduğum dönemden kaynaklanıyor- en çok kullandığım cümle kalıpları, "yok artık" "hay senin yeraltı edebiyatına" "ay daraldım, şimdi bayılacağım" oldu.
Bu kitabı okumasaymışım, eksik kalmazmışım herhalde. Şimdi kitabı başyapıt ilan eden arkadaşlar kızacak ama hani oğlum da belli bir yaşa gelinceye kadar -korkarım o yaş çok uzak olmuyor bu çağda-, olur da eline geçer diye, rafların arka sırasında durmasına özen göstereceğim bir kitap.


E.




Ölüm Pornosu
Chuck Palahniuk
Ayrıntı Yayınları, 192 sayfa, 2011
Çeviri : Funda Uncu

26 Kasım 2011 Cumartesi

MAVİ ELBİSELİ ŞEYTAN, Walter Mosley

Polisiye kitapları sevmeme, sağolsun, Ahmet Ümit  neden olmuştur. D&R'da Can Yayınları'nın kitaplarının 4 TL olduğunu görünce aldığım kitaplardan biri de Mavi Elbiseli Şeytan'dı. Polisiye dizi  diye tanıtıldığından dolayı, bir çırpıda okuyacağım, sürükleyici, heyecan verici bir kitaptır diye düşünerek almıştım. Beklentilerimi çok fazla karşılamadığını söylemem gerekiyor.  Okurken, aklımdan bu kitap tam da film tadında diye düşündüm.  Sinemalarda oynasa gitmeyeceğim tarzda bir film olurdu diye de ekledim.  Ya da önce oyuncularını gözden geçirir ve fikrimi ona göre değiştirebilirdim:) Gerçi internetten bakınca kitabın filminin de yapıldığını gördüm. Teşhisim yanlış değilmiş:)
Kitapta siyahi karakterlerin konuşmalarının bazı yerlerini bozuk bir türkçeyle çevirmeleri beni rahatsız etti.  Konuşmaların bozuk bir ingilizce aksanla yapıldığını vurgulamak için  yapılmış sanırım. 
Bunların yanı sıra, siyahilerin, beyazların dünyasında (!) yaşarken hissettikleri ezikliğe de oldukça yer verilmiş.   

S.


Mavi Elbiseli Şeytan
Walter Mosley
Can Yayınları, 232 sayfa, 1998
Çeviri: Püren Özgören

31 Ekim 2011 Pazartesi

UÇURTMA AVCISI, Khaled Hosseini

26 Ekim 2011...
Ankara'dan Trabzon'a seyahatim sırasında, kitaba kaldığım yerden devam ettim. Kitaptaki kahramanlardan birinin öldüğü yerde kitaba mola verip, yapılacak işlerimin peşinden gittim. Aynı günün akşamında, aynı acıyla sarsılacağımdan bihaberdim kitap ayıracını kaldığım sayfaya koyarken...
Çok satanlar listesinden genelde uzak durmayı tercih ederim. D&R'in, cep kitaplarındaki 2. kitaba %50 indiriminin cazibesine kapılıp, 2. kitap olarak almıştım Uçurtma Avcısı'nı. Kitap, 'çok satanlara yaklaşmama' ön yargımı yerle bir etmeme yardımcı oldu. Oldukça etkileyici ve sürükleyici bir şekilde kaleme alındığını söylemeliyim. Afganistan'da yaşanan acıları bir nebze de olsa anlamanızı sağlıyor. Konusu beni derinden etkiledi. Okumanızı içtenlikle öneririm.
Gökyüzündeki uçurtmalar beni bundan sonra gülümsetir mi yoksa derin bir hüzne gömülmeme mi neden olur göreceğim...

S.


Uçurtma Avcısı
Khaled Hosseini
Everest Yayınları, 440 sayfa, 2011
Çeviri: Püren Özgören

14 Ekim 2011 Cuma

SUÇ, Ferdinand Von Schirach

Hayatımın ilerisi ile ilgili kararlar verme aşamasında, bu kitabın ilgimi çekmesi çok normal aslında. İdefix'in çok satılanlar listesinde görünce aldım hemen. Kitapta toplam 11 hikaye var. Alış amacımı pek tatmin etmedi aslında. "Bir ceza avukatından gerçek hikayeler" olunca daha çok dava sürecine  ilişkin bir şeyler bekliyordum. Genellikle müvekkillerinin hikayelerini anlatmış.
Kitabın ilk dört hikayesinde hem biraz sıkıldım, hem de bahsi geçen kişilerin yabancı uyruklu oluşları beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Elbette kötü olarak bahsetmiyor bu insanlardan hikayelerin içinde ama bende "bu yabancı uyruklular olmasa Almanya ne sakin bir yer olacak" gibi bir düşünce izlenimi verdi. Benim kuruntum olması ihtimali yüksek ama saklamayayım, eşime "Neden Almanya'da 600.000 sattığı belli oluyor" demişliğim var.Fakat beşinci hikayede öyle bir mesleki beceriyle müvekkilini tam tabiriyle "ipten alıyor" ki, ağzım açık kaldı. Kitap benim için zevkli hale geldi.
Benim mesleki açıdan ilgimi çekmiş olmakla birlikte Türk halkı için zayıf bir kitap diyebilirim. Biz millet olarak bu hikayelerin çok daha "akıl almaz"larına alışkınız. Kitabın okunmasındaki en büyük fayda okuyanı, "suç nedir?, suçlu kimdir?, suçu işleyen suçlu mudur?" sorgulamalarına yöneltmesi olabilir.
İyi vakit geçirmek, Alman ceza yargısına ilişkin fikir sahibi olmak isterseniz okumanızı tavsiye ederim. Okumazsanız da çok şey kaçırmış sayılmazsınız.

E.


Suç
Ferdinand Von Schirach
Almancadan Çeviren: Itır ARDA
NTV Yayınları, Mayıs 2011 (3.baskı), 200 sayfa

13 Ekim 2011 Perşembe

BANA BİR ŞİİR OKU Hamriyanım, Habib Bektaş

Kitapçıda indirimli kitaplara hızlı bakarken gözüme Habib Bektaş ismi takılınca alınacakların arasında yerini aldı. Daha önceden bir kitabını okuyup beğendiğimi hatırladım ve aldım. Meğerse daha önceden okuduğum kitap buymuş:) Kitabın sayfaları okudukça tanıdık gelince anladım. Yine de tam hatırlamadığımdan okuyup bitirmeye karar verdim.
Fatma, cesur bir anadolu kadını. Tek başına atlayıp, köyünden Almanya'ya gidiyor. İş bulup çalışıyor. Kaldığı evin şartları pek hoş değil. Sonra bir gün komşusu Alman bir gence aşık oluyor ve hayatı 'renkleniyor'. Fatma'nın kimsesi yok ama Hamriyanım'ı var; gelinlik giymiş bir taş bebek. Her şeyini onunla paylaşıyor Fatma. İş yerinde de Naci Ustası var. Biraz da olsa güvenebildiği. Okuma-yazma ve Almanca bilmemesi hayatını zorlaştırıyor Fatma'nın.
Almanya'ya ilk giden büyüklerimiz kendilerini 'korumak' adına sanırım Türk mahalleleri oluşturup değişime direnç göstermişler. 10-15 yıl yurt dışında olup da, bulunduğu ülkenin dilini nasıl öğrenmezsin aklım almıyor! Neyse konuyu dağıtmayalım.
Kitabın sonu etkileyiciydi. Değişik tarzdaki bu kitabı okumanızı öneririm.

S.


Bana Bir Şiir Oku Hamriyanım
Habib Bektaş
Can Yayınları, 1999 (2. Basım), 240 sayfa

5 Ekim 2011 Çarşamba

PİRAYE, Canan Tan

Piraye.. Çok güçlü bir bir kadın karakter. İstanbul'da diş hekimi olan babası ve ev hanımı annesiyle yaşar. Üniversitede diş hekimliği okumaya başlar. Ardından hayatında bir sürü değişiklikler olur. Olaylardan burada bahsedip kitabın tadını kaçırmak istemem tabi ki.
İlk sayfasından itibaren beni içine aldı Piraye... En kısa sürede okuyup merakımı gidermeliyim diye kitabı 2 günde 'yuttum' diyebilirim. Canan Tan'ın okuduğum 2. kitabı bu. Daha önceden İz'i okumuştum. İz'in arka kapağında yazılan 'farklı bir Canan Tan romanı' yazısına da takılmıştım doğrusu. Piraye'yi okuyunca İz'deki sürükleyici ve akıcı anlatımı tekrar gördüm. Hala anlamış değilim neden farklı olduğunu. E. belki bu konuda bana yardımcı olabilirsin :)
Piraye'nin hikayesi beni çok heyecanlandırdı. Üniversitedeyken bir arkadaşımı hatırladım. O da Malatya'ya gelin gidecekti az kalsın! Roman boyunca, nasıl oluyorda Piraye gibi bir karakterin bu olayları yaşayabildiğini düşünüp durdum. Hani derle ya nerdeeeen nereye! Şehriban karakterine ise yaşadığı bölgedeki insanları iyi analiz edebilme ve Piraye'yi etkileyebilme yeteneklerinden dolayı hayran kaldım. Her eve lazım böyle bir yoldaş.
Kitabın bittiğine üzüldüm bile diyebilirim. Piraye iki gün boyunca beni sarıp sarmaladı. Canan Tan romanı o kadar güzel bir dille anlatmış ki olayın içinde hissediyorsunuz kendinizi. Bir Piraye olup çıkıyorsunuz. Tüm heyecan ve üzüntülerini beraber yaşıyorsunuz.
Kitabı alın, okuyun ve okutun!


S.


Piraye
Canan TAN
Altın Kitaplar, 2011 (17. basım), 395 sayfa

ÇOCUĞUNUZLA İŞBİRLİĞİ YAPIN!, Elizabeth Pantley

Kitaplardan sihirli bir değnek gibi hayatımı ya da bakış açımı tamamen değiştirmesini beklemiyorum. Amerikalıların yazdığı kitaplara biraz mesafeliyim. Bir anda hayatınızı değiştirecek tarzında sunulduklarından olsa gerek. İçerikteki olayları bizim yaşantımızdan uzak bulmamın da etkisi var sanırım. Bu kitabı okumama benim gibi anne olan arkadaşlarımdan duyduğum olumlu yorumlar neden oldu. Bende değişiklikler yarattı mı? Evet, biraz da olsa yarattı.
Elizabeth Pantley, kitapta  her konunun sonunda, anlattıklarını bir sayfada özetlemiş. Benim için oldukça yararlı oldu:) Şimdi kalkıp bu özetleri buraya aktarmayacağım tabii ki.
Kitaptan özetle aldığım mesajlar; öfkeni kontrol et, sabırlı ve kararlı ol, bir konuda çocuğa ceza vereceksen cezaya neden olan olayla ilgili olsun.
Kitabın son bölümünde çeşitli vakalara yer vermesi de hoşuma gitti. Annelerin çocukları ile ilgili yaşadığı sorunları nasıl ele almaları gerektiğiyle ilgili önerilere yer vermiş.
Kısaca, annelerin okumasını tavsiye ettiğim yararlı bir kitap.


S.



Çocuğunuzla İşbirliği Yapın
Elizabeth PANTLEY
Yakamoz Yayınevi, 2011, 304 sayfa

2 Ekim 2011 Pazar

MİYASE'NİN KUZULARI, Üstün Dökmen

Her kitabın bir hikayesi oluyor. Bu kitabın alınmadan öncesine ait bir hikayesi yoktu. Üstün Hoca'nın bir televizyon konuşması sırasında bahsettiği, benim de almak için listeme eklediğim bir kitaptı. Kitabı okurken hikayesi de gelişti. Öğrenciliği sırasında Üstün Hoca'dan ders almış bir arkadaşımla yemek yerken, kitap masanın üzerinde duruyordu. Üstün Hoca tesadüfen oraya geldi, tanıştık ama ben kitabı imzalatamadım. Çeşitli kişisel sebeplerim var ama onlar bu yazının konusu değiller. Hoca ile tanışmakla yetinmek zorunda kaldım.
Kitabı okumam zaman aldı -12 gün kadar-. Uzun süredir ilk defa bir kitabı elimde kalem, altını çizerek okudum. Her cümleyi sindirmeye -arada sindirmesi zor cümleler de vardı gerçekten-,anlamaya  çalışarak okudum. Roman kahramanlarının çoğu hayvanlar. Hoca hayvanlar dünyası üzerinden çok bildiğimiz, çokça yaşadığımız ilişkilere dokundurmalar yapmış. Çok güncel ve ince politik eleştiriler de var kitapta. Kendimi bir hayvan sever olarak nitelendirebilirdim bu kitabı okumadan önce ama hayvan hakları üzerine bir tartışma var kitapta, beş düşünüp bir okudum. 
Kitabın başındaki "Roman Öncesi Peşin Peşrev" bölümünde yazarın telkinde bulunduğu gibi, öküz altında buzağı aramadım, kitabın cıcığını değil keyfini çıkardım, icat çıkarmadım  münasip bir kıssadan hisse çıkardım. Hoca'nın kendisinden haberini aldığım yeni romanı beklemeye koyuldum bile...
Kurgusuyla, diliyle, finaliyle farklı bir roman okumak isteyenlere önerimdir. En az Üstün Dökmen'in sohbetlerinde olduğu kadar eğlenceli.


E.




Miyase'nin Kuzuları
Üstün DÖKMEN
Remzi Kitabevi, Aralık 2010 (5.basım), 223 sayfa

19 Eylül 2011 Pazartesi

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ, Emre Caner

Kampanya var diye almayı düşündüğüm kitabın yanına bir tane daha beğenmem gerekiyordu. Elimi attım ve uzun zamandır unuttuğum büyü her yanımı sardı.
Yap-boz merakım sayesinde tanıştım Osman Hamdi Bey'in en ünlü eseri "Kaplumbağa Terbiyecisi" ile. Tam 3 tane yaptım ama bugün elimde biri bile yok. Beğenen oldukça hediye ettim. Tablo gördüğüm günden beri beni etkiliyor. Derin bir şeyler vardı hep beni içine çeken. Kitabı da elime aldığımda o kadar büyülendim ki, ilk almak istediğim kitabı unutup bambaşka bir kitap alıp çıktım kitapçıdan.
Sevgili tarih öğretmenlerim, saygıyla andığım orta okul öğretmenim Ömer Böke ve canım dershane öğretmenim Ayşegül Soylu'ya rağmen tarihi sevemedim. Çok başarılıydım derslerde ama aklımda kalmıyordu bir türlü.
Çok beğendiğiniz bir eserin, yaratıcısının  bu kadar saygıdeğer bir insan olması öyle büyük bir zevk ki anlatamam. Osman Hamdi Bey inanılmaz hayat hikayesi olan bir sanatçı. Çağının çok ilerisinde bir sadrazam oğlu. Sadece kendi hayatında yenilikçi olmakla kalmamış, memleketini de ileriye taşımak için çabalamış bir aydın. Vefalı bir dost, gözü kara bir aşık, bir baba... Bir çok meslek icra etmiş hayatı boyunca ama sanırım tabloları olmasaydı bu roman da olmazdı. Belki arkeoloji ve müzecilik tarihine ilişkin derslerde adı geçen bir memleket sevdalısı olarak anılır geçerdi. Romanın baş kahramanı böyle biri olunca, yazar da akıcı bir dil kullanınca, roman da sürükleyici ve etkileyici oluyor ister istemez. Bahsi geçen savaşlar, ayaklanmalar yukarı da andığım öğretmenlerim tarafından yıllar önce defalarca anlatılmıştır bana ama sanırım bu roman sayesinde unutulmaz olurlar benim için.
Emre Caner de en az Osman Hamdi Bey kadar tanınması gereken bir kişilik bence. Bu kadar genç bir yazarın, bu kadar ağır bir taşın altına elini koyup böyle güzel bir roman çıkartması çok özel bir başarı. Tarihi roman mı demek lazım, biyografi mi bilemediğim bu kitaba ben bayıldım. Kitap boyunca da anladım tabloda beni neyin bu kadar etkilediğini. Darısı başınıza.


E.




Kaplumbağa Terbiyecisi -Osman Hamdi Bey'in Romanı-
Emre CANER
Kapı Yayınları, Ocak 2011, 342 sayfa

7 Eylül 2011 Çarşamba

SİZİ TEKRAR GÖRMEK, Marc Levy

Keşke Gerçek Olsa kitabının devamı olan bu kitap, bence devam kitaplarının makûs talihini yenmiş. İlki kadar başarılı diyebilirim. Kitabın bir kısmında “keşke devam kitabını yazmasaymış” diye diye okudum. Çok tekrara düşmüş gibi göründü gözüme, ancak sonra öyle tatlı detaylarla süslüyor hikâyeyi, öyle anımsatmalar, atıflar yapıyor ki, kendinizi tanıdık bir mahallede gezer gibi hissediyorsunuz.
Bu, yazarın okuduğum üçüncü kitabı, muhtemelen diğer kitaplarında da ince detaylarla okuyucuya göz kırpıyordur. Örneğin her üç kitapta da muhteşem karakter,  Pilguez’e rastlamak mümkün. Aynı karaktere, farklı öyküleri olan romanlarda rastlayınca, insanda ister istemez gerçeklik algısı gelişiyor. Oysa Marc Levy’nin kitaplarında gerçek üstü denilebilecek  -bence değil ama-  , masalsı bir durum var. Hoş bu kitabın sonunda neredeyse bütün karakterlerle ilgili, kitap kaleme alınırken ne durumda olduklarını anlatan notlar var ama kitap gerçek olamayacak kadar güzel bir aşk hikâyesi anlatıyor. Yazarın muhteşem sürprizlerine yine bolca rastlamak mümkün oluyor.  Gerçek mi? Hayal mi? Ne kadarı gerçek?   Romantizm bu kitapta da doruklara çıkmış. Zaten kahramanlarımızdan Arthur  -annesi Lili sayesinde- iflah olmaz bir romantik.
Filmlerde, dizilerde bu kadar da olmaz artık dediğimiz tesadüfler, konu romana gelince neden öyle sırıtmıyor? Bu denklemi çözebilmiş değilim.
Ben bu çeviri işinden pek anlamam. Sanırım bunu anlayabilmek için bir kitabın farklı iki çevirisini okumam gerekecek. Okuma listem biraz hafifleyince bu konuyla ilgilenmeliyim. Yine de iki kitabın çevirmenleri farklı olsa bile, bıraktıkları duygu öyle benzer ki bunu kendimce bir başarı olarak nitelendirebilirim. Can yayınlarının bu konudaki başarısı zaten herkesçe takdir ediliyor sanırım. Uzun lafın kısası bu kitabı da -diğer Marc Levy kitapları gibi- masal sever büyüklerin kaçırmamasını “şiddetle” tavsiye ederim.


E.






Sizi Tekrar Görmek
Marc Levy
Türkçesi: Ayça SEZEN
Can Yayınlar, Eylül 2010 (4. baskı), 279 sayfa

5 Eylül 2011 Pazartesi

KEŞKE GERÇEK OLSA, Marc Levy

Marc Levy'nin bir önceki kitabını okuduğumda  'Heyecanla diğer kitabına başlayacağım. Yazar aynı 'başarıyı' diğer kitaplarında da yakalamak zorunda! Aksi halde bir okuyucu olarak ben hayal kırıklığına uğrayacağım!' demiştim. Halt etmişim! Ne hayal kırıklığı yaşaması? Marc Levy, beni resmen hayal dünyasına aşık etti. Kendisiyle tanışıp sohbet etmeyi çok isterdim. Diğer kitaplarını da en yakın zamanda okunacaklar listeme ekledim bile. Bu aralar arka arkaya birbirinden güzel kitapları okumamı sağlayan E.'ye de ne kadar teşekkür etsem azdır.
Keşke Gerçek Olsa'yı okurken üniversitedeki hazırlık yılıma gittim. Gitar çalmasını öğrenmek isteyen 2 arkadaş, bir gitar hocasından kendi evinde ders almaya başlamıştık. Hoca bir gün şöyle dedi; 'Bir gün kapım çalacak ve kapıyı açtığımda, karşımda güzel bir kadın bana 'senin için geldim!' diyecek. Biz arkadaşımla birbirimize bakıp gülmüştük tabi:)
Keşke Gerçek Olsa'da erkek kahramanımız Arthur, bir gün banyo dolabında bir kadınla, Lauren'la, karşılaşır. Lauren'ı sadece Arthur görebilmektedir. Yani o bir hayalettir. Kitabın devamında ise Lauren ile beraber yaşadığı heyecan ve aşk dolu bir serüven var. Kitapta Arthur'un annesinin evini inanılmaz merak ettim. Orada bir kaç gün kalmak isterdim. Huzur dolu bir yer olmalı. Bu arada, kitapta Arthur'un annesiyle anılarına da değinilmiş. Ne kadar güzel bir anne-oğul ilişkisi varmış. Bu konu, bir erkek annesi olarak beni benden alıyor! Hikayedeki diğer bir güzel kısım da Arthur'un arkadaşının Arthur'a olan sonsuz inancı ve ona elinden geldiğince yardım etmesi.
Marc Levy'nin olayları anlatırken betimlemelere de oldukça önem verdiği belli oluyor.  Bir çok ayrıntıyı anlatarak sizi de hikayenin geçtiği ortama davet ediyor.
Bu arada çevirmenin de hakkını yememek lazım. Fransızca'dan Türkçe'ye gayet güzel bir dille çevirmiş.
Kitap bittiğinde, acaba hikaye Arthur'un hayal gücünün mü eseriydi yoksa yazarın mı diye ikilemde kaldım.
Kitap, dili, sıra dışı öyküsü ve yazarın hayal gücüyle okunmayı her kelimesiyle hakkeden, nefis bir roman. Alın, okuyun! Hatta sipariş ederken Marc Levy'nin bütün serisini beraber alın; vakit kaybınız olmasın:) 

S.


Keşke Gerçek Olsa
Marc Levy
Türkçesi: Saadet Özen
Can Yayınları, 2011 (12. baskı), 208 sayfa

28 Ağustos 2011 Pazar

PARFÜMÜN DANSI, Tom Robbins

Kitapları başladıktan sonra yarım bırakamama huyumu sevmiyorum. Zira, bitirmek resmen işkenceye dönüyor. Bu kitapta, çok zor biten kitaplardan biriydi. O kadar zorlayarak bitirdim ki, anlatamam. Araya başka kitaplar alarak bir nebze rahatlattım kendimi. 
Bazı yerleri oldukça sürükleyiciydi fakat çoğunluğu sıkıcıydı diyebilirim. 
Kitabın kahramanları yaklaşık bin yıl yaşamayı başaran Alobar ve Kudra çifti. Bunlara zevk ve bereket tanrısı, keçi ayaklı Pan eşlik ediyor. Kitapta üçünün macerasını okuyorsunuz.
Daha fazla yorum yazmak gelmiyor içimden! Bittiği için mutluyum.

S.


Parfümün Dansı
Tom Robbins
Türkçesi: Belkıs ÇORAKÇI (DİŞBUDAK)
Ayrıntı Yayınları, 2010 (18. baskı), 368 sayfa

İZ, Canan Tan

Canan Tan ile ilk kez 'İz'de tanıştık. Başka kitabını okumadım fakat dili İz'deki gibiyse bundan sonra yollarımız kesişecektir. Kitabın arkasında yazan 'farklı bir Canan Tan romanı' ile ne kastedilmiş merak ettim. 
Anne ve babasının boşanmasıyla babasından uzaklaşan kız, babasının intiharından sonra bir maceraya çıkar ve babasıyla ilgili yeni keşiflerde bulunur.
Yazarın dili ve kitabın kurgusunu beğendim. Sürükleyici bir baba-kız öyküsü diyebilirim. Sayfaları okudukça devamını merakla ve bir an önce okumak istedim. Elimden 2 gün düşürmeden bir solukta okudum.
Baba-kız öyküleri beni derinden etkiler. Babam hayatta olsa da paylaşmak istenenler gerçeğe dönüşemeyeceğinden içim burkulur.  
Bu arada, romanın sonunda bahsedilen yeri çok merak ettim.
Kısaca, okumanızı tavsiye edeceğim güzel bir roman...
Okurken yanınızda mendil bulundurmanızı öneririm:)

S.

İZ
Canan TAN
Altın Kitaplar, 2011, 395 sayfa

BİRBİRİMİZE SÖYLEYEMEDİĞİMİZ ONCA ŞEY, Marc Levy

Daha ilk satırları okurken girdaba kapılır gibi oldum; resmen içine çekti beni! İlk 70 sayfayı okuyup, yatmak üzere ışığı kapattığımda uyuyamayacağım belliydi. Nitekim 10 dakika sonra, dönüp durmayı bırakarak, pes edip kitabı tekrar elime almıştım.
Evlenmek üzere olan kadın kahramanımız Julia, uzun süredir kopuk olduğu babasının ölüm haberini alınca düğününü iptal ediyor. Daha sonra evine büyük bir kutu teslim ediliyor. Bu kutuyla beraber hayatı değişiyor. 1 haftalık bir seyahate çıkıyor ve 17 yıl öncesine dönüyor. 17 yıl öncesinde bıraktığı birini arıyor. Julia'nın yoğun bir iş adamı olan babasıyla yıllardır araları kötüdür. Baba-kız ilişkisini okuyunca dönüp bir kendinize bakıyorsunuz. Kendi ilişkinizi sorgulamanızı bir nebze de olsa sağlıyor.
Konu  oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcı bir şekilde başlamışken ve acaba neler olacak diye heyecanla okurken, birden bire Julia'nın geçmişte yaşadığı bir macerasını anlatması beni biraz sıktı. Okumaya devam edip, anlatma sebebini anlayınca bu sıkıntım kısa sürede yok oldu.
Son bölümü biraz Türk filmi tadında bulmuş olsam da, okumaya değer, güzel bir kitap diyebilirim.
Hikayenin bir kısmının geçtiği Berlin'de, adı geçen bazı yerleri daha önceden ziyaret etmiş olmam hoşuma gitti.
Hayal dünyasının sınırları yok. Bu kitapta Marc Levy bunu bana tekrar hatırlattı. Marc Levy'nin elimdeki diğer kitabını okumak için sabırsızlanıyorum. Aslında düşünüyorum da, yazar olmak oldukça zorlayıcı olsa gerek. Şimdi, ben bu yazarın kitabını okudum ve çok beğendim. Heyecanla diğer kitabına başlayacağım. Yazar aynı 'başarıyı' diğer kitaplarında da yakalamak zorunda! Aksi halde bir okuyucu olarak ben hayal kırıklığına uğrayacağım!


S.





Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey
Marc LEVY
Türkçesi: Ayça SEZEN
Can Yayınları, 2010, 294 sayfa

20 Ağustos 2011 Cumartesi

İKİ TÜRK'ÜN ÖLÜMÜ, Sıtkı Uluç

Kitabevinin kapanmış olmasından dolayı, kitabı bulmak biraz maceralı oldu.
Ahmet Taner Kışlalı ve eşi Nilgün Kışlalı'nın hayatlarının anlatıldığı bu kitap damatları Sıtkı Uluç tarafından kaleme alınmış. Sıtkı Uluç aslında bir gazeteci. Yıllardır yurt dışında Türkiye için çalışmış. Kitapta kullandığı dil akıcılık ve okuyucuya duyguları hissettirme açısından oldukça başarılı.
Kitabın ilk sayfasından sonuna kadar Kışlalı ailesinin bir üyesi hissediyorsunuz kendinizi. Acılarını ve mutluluklarını onlarla beraber yaşıyorsunuz.
Kitapta Ahmet Taner Kışlalı'nın eşiyle tanışmasından ölümüne kadar yaşananlar anlatılmış. Kışlalı çiftinin ölümlerinin ardından dostlarının ve sevenlerinin gönderdiği mektuplardan bazılarına da kitapta yer verilmiş. Son bölümde ise Türkiye-İran ilişkilerinden bahsedilmiş.
Benim sulu gözlülüğümden midir bilmem -ki bunu E. okuyunca anlayacağız- kitabın çoğu yerinde göz yaşlarıma hakim olamadım. 
Kışlalı çiftinin iki çocuklarını nasıl güzel ve fedakarlıklarla yetiştirdiklerini okumak bir anne olarak tedirgin etti beni. Nedeni gayet basit; acaba ben de bu kadar bilinçli ve sorumluluk sahibi bir çocuk yetiştirebilecek miyim diye. Umarım..
Kitap bitti fakat üzerime hala yaşananların hüznü hakim. Derinden etkilendiğim bir deneyim oldu.
Son olarak; cehalet ve korkaklık ne ailemizde barınabilmelidir ne de ülkemizde!

S.


İki Türk'ün Ölümü
Sıtkı Uluç
Ümit Yayıncılık, 2001, 464 sayfa

19 Ağustos 2011 Cuma

AZ, Hakan Günday


Ders çalışmam gereken bir gecede "Muhabbet Kralı" seyrederken tanıştım kendisiyle. Bu yazar - çizer takımı ellerinde kalem yokken meramını anlatmakta pek başarılı değildir genellikle ama Hakan Günday öyle değildi. Söz sırası kendine "yazarın neye benzediği okuyucu için önem taşır mı?" gibi abuk bir konuda da gelmiş olsa, tüm konukların ortak düşünceleri muhteşem kitaplar yazdığı yönündeydi.
Programda "Kinyas ile Kayra" çok övgü aldı. Aklımda da oradan başlamak vardı ama Tansaş kitap reyonunda %40 indirim yapınca, "AZ" ile buluşmuş olduk.
Kitabın ilk 160 sayfasını suratım mimiksiz, karnımda bir yumruk ile soluksuz okudum. Bahsettiği gerçeklik tam anlamıyla canımı yaktı. Şiddet içeriyordu hem de dibine kadar. Bir romanmış gibi değil, biyografiymiş gibi okudum. Sonra acı gülümsemeler, duygusal ifadeler oluştu yüzümde.İkinci bölümde de acılı bir hayat var ama zaman zaman sesimi tutamadan güldüğüm bile oldu.
Kitap birbirine teğet geçen bir sürü hayatı anlatıyor. İnanılmaz bir dili, insanı kendine hayran bırakan kıvrak zekası, büyüleyici bir kurgusu var Hakan Günday'ın. Kitap beni çok ama çok derinden etkileyerek bitti. Aslında bu romandan birkaç roman çıkarırmış istese yazar. Hatta iki bölümde ayrı iki roman yazıp bunları birleştirmiş son noktada. Kitap bitti ve bir süre kendime gelemedim. Şu anda da yazarın diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
Programda Okan Bayülgen "Nasıl bir insan 35 yaşında bu romanları yazabilir?"  demişti. Eksik söylemiş. "Sen insan mısın?" demeliymiş. Önünde saygı ile eğiliyorum. Bundan böyle hakkında tek bir olumsuz yorum duymaya tahammülüm bile yok. Bu da böyle biline...
Roman okurken hep merak ederim, o bahsedilen sokaklar gerçekten var mı? Öyle gerçek öğelere yer vermiş ki, bu romanda merak etmeye utandım. O Avrupa şehrine gitsem bahsettiği sokakları elimle koymuş gibi bulurum sanıyorum.
İçime işleyen bu romanıyla beraber Hakan Günday bizim evin sohbetlerinde olacaktır eminim bundan sonra. Hakkında söylenmiş kocaman kocaman laflar duymamıştım ama söylenmişse bile sonuna kadar hak ediyor. AZ bile söylenmiş olabilir.

E.


AZ
Hakan Günday
Doğan Kitap, 2011, 355 sayfa

17 Ağustos 2011 Çarşamba

OLASILIKSIZ, Adam Fawer

Yüzünde, ne çok etkilendiğini belli eden bir ifadeyle 'Müthiş bir kitap!' diyen arkadaşım bu kitabı almak için kitapçının yolunu tutmama neden oldu...
Kitap bitti fakat kafamda hala soru işaretleri var diyebilirim. Ya kitabın devamı olacak ya da kitabı sinemaya uyarlayıp okuyucuların merakını sinema salonlarında giderecekler diye bir hisse kapıldım:) Hoş, kitaptan çok iyi bir Amerikan aksiyon filmi çıkar!
Kitap, olasılıksız diye bir şey olmadığını ve her ihtimalin ciddiye alınması gerektiğini kafamıza kazıyor. Kitabın olasılık ve fizik teorileri kısımlarında sıkılsam da, 3 günde bitirmemi sağlayan bir akıcılığı var. Okurken kendimi hikayenin geçtiği ortamda bir köşede oturmuş olanları izliyor gibi hissetmiyorsam ve sayfalar arasında okumaya dalıp kaybolmuyorsam, o kitap bana göre değil demektir. Bu kitapta hem çeviri hem de yazarın dili karakterlerin mimiklerini bile hissetmenizi sağlıyor.

S.


Olasılıksız
Adam Fawer
Türkçesi: Şirin OKYAYUZ YENER
A.P.R.I.L Yayıncılık, 2006, 472 sayfa