7 Mart 2017 Salı

MOMO, Michael Ende

Bütün kitabı ne güzel bir Tim Burton filmi olur diye aklımda sahnelerle okudum. Bu yazıya başlamadan önce acaba filmi çekilmiş midir diye merak edip araştırmaya başladım.
Hayretlerime hayret ekledim. Kitap 1973 yılında Almanca olarak yayınlanmış. 1986 yılında filmi çekilmiş. Ve nihayet 2004 yılında benim elimdeki, fotoğrafta gördüğünüz ilk baskısını Kabalcı Yayınevi'nden yapmış. Çok yakın zamana kadar en çok satanlar listesinde duruyordu. Sanırım değeri geç anlaşılmış bir kitap demek yerinde olur. Okuyanların ve hatta okumayanların çocuk kitabı mı olduğuna karar verememesinin büyük etkisi olabilir bu kıymet bilmezlik durumuna.

Momo bir küçük kız. Arkadaşlarından başka kaybedecek bir şeyi olmayan, insanların içlerini gören, huzur veren, herkese iyi gelen bir yoldaş... Bu yolda içindeki çocuğu koruyabilmiş dostları ve henüz Zaman Tasarruf Şirketi tarafından zehirlenememiş çocuklarla mutlu mesut yaşarken başları Duman Adamlarla belaya girer ve macera başlar...

Kitap büyüleyici derecede fantastik ve bence çok derin bir felsefe kitabı. Gelmiş geçmiş en büyük soruna çok yalın bir bakış açısı var. Zaman nedir? Ne olunca zaman boşa harcanmış olur? Zamandan tasarruf edilir mi? Okuyunuz zamanınızı boşa harcamış olmayacaksınız :)

Kol saati kullanmayan bir insan olarak fotoğrafı çekerken bir saat bulup yanına koyamadım. Ben de bana bu kitap boyunca eşlik eden, zamana meydan okuyan kuru dallardan yapılmış kitap ayracımla çektim.

E.


Momo
Michael ENDE
Çeviren : Leman Çalışkan
Kabalcıı Yayınevi, 303 sayfa, Aralık 2004

1 Mart 2017 Çarşamba

AEDEN, Akilah Azra Kohen


Fİ,Çİ, Pİ tarzı bir hikaye beklerken, bir Dünya hikayesi olarak başlayıp evrenin derinliklerine daldığım bambaşka bir dünya ile karşılaştığım, Murakami kitaplarında aldığım masalsı tadı bulduğum bir kitap oldu AEDEN.

Evrende bulunan bir çok gezenden biri idi Aeden ve kitabın baş kahramanları Numi ile Sonje bu gezegen de yaşayan iki çocuk, iki ergen ...

Kim olduğunu nereden geldiğini sorgulayan Numi'nin, annesinin bir Dünya'lı olduğunu öğrenmesi ile başlyor hikaye. Sonje ile birlikte Aeden de yaşanılan o mükemmelliğin tersine Dünya gezegenine geldiklerinde karşılaştıkları  evrimleşmemiş insansılar ile yaşadıkları olaylarla devam ediyor. Hikayenin içine girdikçe yaşadığımız dünyaya dışarıdan bakıp anlama şansı yakaladığım bu hikaye;  içimizde bulunan potansiyeli ortaya çıkartmak, hayatı deneyimlediklerimizden ibaret olduğunu anlamak, yaşama ve yaşayana değer vermeyi öğrenmek, tüketmek için üretmenin önemini kavramak açısından gereken mesajı vermekte gayet başarılı.

"Unutma, ancak bütünün tamamı kadar yalnız, her bir parçası kadar çoksun"
" Evren merakla harekete geçer, düşünceyle genişler, korkuyla küçülür, analizle büyür, yargıyla son bulur. Merak ettiğin her şey senin kim olacağına yön verir."
" Ön yargı düşüncenin en büyük hastalığıdır"
" Yapılan hatalardan ders alındığı sürece her hata hayatın bir hediyesidir."
" Babam derdi ki, bu kadar iyi olma. Sen bu kadar iyisin diye evrenin bir yerinde birileri o kadar kötü olmak zorunda kalıyor. Evrenin tek sorunu denge..."
" Analiz edilmeyen duygular başıboş esen fırtınalardı, analiz edip fırtınayı anlamak , estiği kaynağı bulmak fırtınayı dindirebilmenin tek şartıydı."
" Deneyimlenmeden akla alınan bilgiden daha ağır çok az şey vardı şu evrende. Bilgiyi hazmetmek için tek yoldu deneyim."
 "Mükemmelliği tetikleyen tek şey eksiklik duygusudur."
"Yolcunun kararlılığı değil miydi varılacak yerin değeri?"

"Evrende hata yoktu, tesadüf yoktu! Nihayet anlamışlardı. İnsan doğulmaz, insan olunur."

Masalla gerçeği ayırt edebilecek okurlara ...

M.


Aeden
AKİLAH Azra KOHEN
Destek Yayınları, 616 sayfa, Aralık 2016


 




22 Şubat 2017 Çarşamba

PİÇ, Hakan Günday

Sevgili arkadaşım E. sayesinde tanıştım Hakan Günday kitapları ile iyi ki tanışmışım. İlk okuduğum kitap "Kinyas ve Kayra" idi  çok etkilenmiştim hikayeden, yazarın hayal gücünden, yazı dilinden.
Hakan Günday kitaplarını üst üste okumak bana ağır gelecek diye düşünüp 1-2 ay ara verdikten  sonra "Az" kitabını okudum ve galiba en sevdiğim kitaplarından biri olacak dedim. Şimdi sıra kitaplıkta okunmayı bekleyen "Piç" adlı kitabında.

Kitaba başlar başlamaz "İnsanlık, kendini öldüren ilk insan tarafından ihanete uğramıştır" cümlesi ile vurguna uğradım. Kitap içerisinde ailelerine ihanet etmiş yersiz- yurtsuz, işsiz- güçsüz  4  (Cenk, Hakan, Afgan, Barbaros)  karekterin piçlik dönemi anlatıyor aslında baktığınızda çok sıradan bir hikaye okuyorsunuz. Fakat okuduğumuz sıradan hikaye o kadar gerçek ve satır aralarında öyle vurucu cümleler ile dolu olunca kitapta bulunan tüm satırların altını çizesi geliyor insanın.
" Piçler, aşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür. Oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir."
 " Piçlere sır verilebilir. Ölümleriyle son bulan sırdaşlıkları vardır"
 " Piçlerin bedenleri ve akılları, diğer insanlarınkilerin aksine nasırlaşmaz. Onların nasırlaşan tek yerleri ruhlarıdır."
"dibe vurmak diye bir şey yok. çünkü dünyanın dibi yok. en fazla yerin dibine geçerim, oradan da girer dünyanın öbür tarafından çıkarım."
 " Piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır."
 " Piçin davranış ve tercihlerini sadece bir başka piç kabul edilebilir olarak değerlendirir ve "Neden?" diye sormaz. "Neden" sorusu piçliği yok eder. "
"  Hayat tek hoparlörü çalışan bir müzik seti gibi.Müziğin sadece bir bölümünü duyuyoruz.Diğer hoparlörden ne çıktığını kimse bilmiyor.Hayat her anlamda monoton."
" Domino taşlarından oluşmuş zincirin bir ucu geçmiş, diğer ucu gelecek. yıkılıyorlar teker teker ve şimdi ki zaman kalıyor ayakta. geçmiş ve gelecek sıkıştırdığı için, ayakta kalan sadece şu an. şimdiki zamana mahkum olmuş insanlar. hareket edemeyen o domino taşı gibi felç geçirmiş insanlar. geçmiş, anılarla zihnimde, gelecekse tahminlerimle zihnimde. hepsi acı dolu. hepsinde kırılan hayaller var. her saniye içimde hissettiğim geçmiş, şimdiki zaman ve gelecekle dolu aklımla donup kaldığımı görüyorum. bütün heykeller gibi ben de sadece zaman içinde hareket ediyorum. yani yaşlanıyorum. elimden başka bir şey gelmiyor."
Utanmasam tüm kitabı yazacağım, kısacası okuyun vurulun. 

Dip Not :İki erkek çocuk annesi olarak ileride bir "PİÇ" e sahip olursam ne yaparım sorusu çok geçti aklımdan

M.


Piç
Hakan GÜNDAY
Doğan Kitap, 228 sayfa, Mayıs 2016

29 Kasım 2015 Pazar

BAY DALDRY'NİN TUHAF İSTANBUL YOLCULUĞU, Marc Levy

Sevgili Alice,

Başrolü olduğun romanı soluksuz okudum. Sonuna çok az kalana kadar kitabı büyük bir coşkuyla elimden bırakamadım. Son kısımda Ermeni katliamının gerçekten olması gerekiyor muydu? Bir anda bütün hevesim kaçtı! Kitap bitti ve ben nefis bir yemeğin ardından ağzıma çok kötü tadı olan bir lokma almış gibiydim. 

Bunu bir tarafa koyarsak, Londra'da kokularla çalışan sıradan biriyken, falcının sana anlattığı gizemi çözmek için komşunla beraber İstanbul'a gitmeye karar vermendeki cesaretini ayakta alkışlıyorum. 1950'lerin İstanbul'unu biraz da olsa bana yaşattığın için teşekkür de etmek geldi içimden. 

İstanbul'da katıldığın davette giydiğin kırmızı elbiseyi üzerinde görmek isterdim. Kapaktaki gibi olduğunu kabul etmek istemiyorum. Zira, hayalimde çok daha güzelini giydirdim sana..

Seni Londra'daki cam tavanlı evinde ziyaret edip, yarattığın kokuları denemek isterdim. Ah o cam tavan! Herşey onun sayesinde olmadı mı zaten? Buarada o tavanın altında yağmurun yağışını izlerken çay keyfi yapmak nasıl bir his kuzum? 

Sen İstanbul'a yerleşince ne olacak şimdi Antaon'a dersin? Neyse, elbet aşık olacak başka birini bulur. Zaman herşeyin ilacı diyelim. Sen yeni hayatının keyfini sür.

İstanbul'daki nefis deniz manzaralı evinde mutluluklar sana. Umarım herşey dilediğin gibi olur. Komşuna ve Rafael'e selamlar:)

Hamiş: Yarattığın İstanbul kokusundan bana da bir şişe ayırır mısın?

Sevgiler,
S.

Bay Daldry'nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu
Marc Levy
Can Yayınları, 282 Sayfa, 2013

17 Nisan 2015 Cuma

MALAFA, Hakan Günday

Hakan Günday ve Marc Levy'nin  bu blog yazarları nazarında kredisinin sınırsız olması boşuna değil. Üstat yapmış yine yapacağını. Bir gecede, soluk almadan bitiriverdim. Kitapla ilgili milli bir temennim var, inşallah yabancı bir dile çevrilmez. Bitince hızımı alamayıp Ekşi Sözlük yazarları neler yazmış onları da okudum. Okumak isterseniz bir tık. Bence önce kitabı sonra Ekşi'yi okuyun. Kitabı okurken de bitirince de bu anlatılanlar doğru mu, ne kadarı doğru, bu kullanılan dil Hakan Günday'ın hayal ürünü mü diye sormaktan kendini alamıyor insan. Ve Antalya'ya karşı ister istemez bir ön yargı oluşturuyor. "Yok artık, yok artık" diye diye okudum ama Ekşi yazarlarının anlattığına göre bu roman gayet gerçek unsurlar barındırıyor. Yine harika kurgu, yine oradaymış gibi hissettiren betimlemeler ve yine "son".  Kullanılan dil öyle sindi ki üzerime hemen başka bir kitaba başlamak zorunda kaldım. Aklıma takılan bir şarkı gibi dilimde dönüp durdular bir süre.
Ekşi sözlükten bir alıntı ile bitirelim :
...
bir de kitabın bitiş cümlesi oldukça anlamlıdır bu cümleyi anlayabilmek içinde mecburen kitabı okumak gerekir... cümle aynen şöyledir:

"dünya bir tezgahtır. tezgahın hangi tarafında hayat olduğuysa ancak ölünce anlaşılır"

...

  İnsan bir Hakan Günday kitabından bahsederken "Mutlaka okumalısın" dan fazla ne diyebilir ki?

E.

 
Malafa
Hakan GÜNDAY
Doğan Kitap, 210 sayfa, Mayıs 2014