Can Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2017 Perşembe

ALDATMAK, Paulo Coelho

Aslında Ocak ayında okuyup bitirdim kitabı, lakin yazmaya bir türlü elim varmadı. 

İtiraf ediyorum; se-ve-me-dim!

Elime aldığım kitabı yarım bırakmayı da sevmediğimden..

Bulunduğum cafe'nin ortamı ve kahvesi pek güzel. Ondan, aldım kalemi elime:) Evet kalemi, çünkü ilk önce büyükçe, beyaz bir peçeteye yazdım keyifle. Anlayacağınız şartları keyif ekseninde döndürünce ancak yazabilen biriyim:)

Yerinde kesinlikle olmak istemediğim bir kadın karakter var karşımızda; Linda. (Bu bir erkekte olabilirdi ve tepkim yine aynı olurdu tabi!) Rutin bir hayat yaşamaktan bir hayli sıkılmış olan bu arkadaş pek mutlu değil. Anlaşılan depresyonda. Tabi bu onun suçu da değil. Onu suçladığım sonucu çıkmasın efenim. Gerçi güneşi neredeyse hiç görmeyen bir ülkede yaşayıpta depresyona girmemek ne mümkün! Linda'ya bol bol ve güneşli ülkelere seyahat öneriyorum:) Burada, hali vakti de yerinde. Demekki neymiş; parayla saadet olmazmış:) İki çocuğunun olması mı kilitlemiş onu bilemiyorum. Neyse psikolojik tahlil yapmaya gelmedik buraya. 

Özetle, Linda depresyonda, mutsuz.. Yanlış bir memlekette gazetecilik yapmaya çalışıyor. (Haber bulmakta da sıkıntı çekiyor. Sana doğru adresi veriyorum Linda'cım; Türkiye. Hem güneşi bol hem de haberi.)
İki çocuğu var.
Kendisine sırılsıklam aşıkta bir kocası..
Mutsuzluğundan kocasını aldatarak kaçmaya çalışıyor. 

Kitabın arka kısmından;

'... yaşadığım sokak, sokak lambaları, şu an içinde bulunduğum ev, salondaki mobilyalar, bir gün hepsi ortadan kaybolacak... tıpkı bedenim gibi. Ama bir şey var ki kainatın ruhunda iz bırakacak: sevgim.
Linda ayrıcalıklı bir yaşama sahip olduğunun bilincinde. Yine de her sabah yeni bir güne açtığı gözlerini hemen kapayası geliyor. 
Arkadaşları ilaç kullanmasını öneriyor.
Oysa Linda'nın istediği hissizleşmek değil, yaşadığını hissetmek... 
Çünkü yaşamak sevmektir.

Paulo Coelho Aldatmak'ta diğer kitaplarından farklı olarak kışkırtıcı, tene dokunan ve tutku dolu bir hikayeyle çıkıyor okurun karşısına. Her şeyin mümkünmüş gibi sunulduğu bir dünyada, imkansız aşkın izini sürüyor. Ruhun kuytularında kaybolmaya çekinmeden... Ne de olsa bazen kim olduğumuzu bulmamız için kendimizi kaybetmemiz gerekir.'


Bu yazıyı okuyunca kitap oldukça iddialı; heyecan verici ve sürükleyici. Bana aynı hissiyatı yaşatamadığı için üzgünüm. 

Belki siz beğenirsiniz, kim bilir? 

Sevgiyle ve güneşle kalın efenim..

S.

Aldatmak
Paulo Coelho
Çeviri: Emrah İmre
Can Yayınları, 271 sayfa, 2014.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

SONSUZLUK İÇİN YEDİ GÜN, Marc Levy

Bu hep oluyor bana; ilk defa bir kitabı elime alıp kitabın arka yüzünü okuyunca hiç birşey anlamıyorum! Kitabı okuyup bitidikten sonra ise 'e gayet açık ve netmiş!' diyorum:) Uzun zamandır elimde kelimenin tam anlamıyla sürünen Sonsuzluk İçin Yedi Gün isimli Marc Levy kitabı için de aynı şey sözkonusu oldu tabi:) 

Bu kadar uzun sürmesinden anlaşılacağı üzere konusu beni açmadı. Sevgili Marc Levy beni biraz hayalkırıklığına uğrattı. Yine de elimdeki iki ciltlik kitabına umutla, heyecana ve akıcılığa aç bir şekilde başlayacağımdan emin olabilirsiniz..



Kitabı yayınevi şöyle özetlemiş;

'... Gelecek binyılda yeryüzünü yönetmekle görevli olacak kişinin meşruiyetini kanıtlamak için, birbirimize karşı son bir meydan okumaya kalkıştık. Yedi gün boyunca, en iyi ajanımız olarak kabul ettiğimiz kişiyi insanların arasına göndereceğiz. İnsanlığı daha fazla iyiliğe ya da kötülüğe yönlendirmeyi başarabilen, kendi tarafına zafer getirecektir. Yeni dünyanın idari yetkisi galip gelende olacaktır. 

Bu bir meydan okumadır. Zofia Tanrı'nın, Lucas Şeytan'ın temsilcisi olarak yeryüzüne gönderilir. Ama işler hesaplandığı gibi gitmez.. İyilik kötülüğe, kötülük iyiliğe galip gelemez bir türlü; çünkü araya hepsini yerle bir eden aşk girmiştir...'

Kitapta iyilik ve kötülük karşı karşıya.. Galip alışık olduğumuz gibi iyilik olmalı. Beklentimiz bu yönde:) Fakat bu defa yazar farklı bir bakış açısı getirmiş. Ortaya biraz aşk serpiştirip ortalığı birbirine katarak okuyucuyu şaşırtmayı tercih etmiş. Aslında konu fena değil. Sanırım beni sarmayan dili oldu. Daha akıcı bir şekilde anlatılsa her şey farklı olabilirdi sevgili Marc Levy.. Yine de seni seviyorum:)

S.

Sonsuzluk İçin Yedi Gün 
Marc Levy
Çeviri: Işık Ergüden
Can Yayınları, 8. Basım: 2012, 233 sayfa

31 Ekim 2013 Perşembe

GELECEK SEFERE, Marc Levy

Ne yazsam roman hakkında sanki büyüsünü bozacakmışım gibi geliyor. Gerçekten büyülü bir roman. Kitabın başındaki mektubu dönüp dönüp okudum, kitap boyunca ve hatta bu yazıyı yazmadan hemen önce hatta hızımı alamadım son 10 sayfayı baştan okudum. Biraz daha öne gittim, biraz daha... Baktım olacak gibi değil kitabın başına doğru gidiyorum oturup yazımı yazayım dedim. S.'nin yazdığı gibi sarıp sarmalayan, içine alan hatta hapseden bir roman. Tekrar okumalarımda bile dibine kadar hüzünlendim diyebilirim.
Yine muhteşem tasvirler, yine üstün bir zeka ve espri anlayışı,yine tanıdık isimler, yine aşk, yine Marc Levy...
O kadar sahici yazıyor ki romanda bahsi geçen şahısların gerçekliğini araştıran okuyuculara rastladım internette kitap hakkında okurken...
Ne diyelim üstadın yeni kitaplarını merakla bekliyoruz. Okumadığım son iki kitabını da hazzımı ertelemek için yeni kitabı çıkana kadar bekletiyorum.

E.


Gelecek Sefere
Marc LEVY
Çeviren: Esra ÖZDOĞAN
Can Yayınları, 196 sayfa, Ocak 2007

24 Ekim 2013 Perşembe

SONSUZLUK İÇİN YEDİ GÜN, Marc Levy

"Anne arkadaşlık ve kardeşlik her şeyden güçlüdür değil mi?" beş yaşındaki oğlumun bu aralar en çok sorduğu sorulardan birisi. Varmak istediği yer daha doğrusu duymak istediği şey "sevginin gücü". Evet, sevgi her şeyin üstesinden gelir. Bunu duymak onu ne kadar rahatlatıyorsa, buna inanmak hatta söylemek de beni o kadar rahatlatıyor.
Marc Levy bu kitabında fantezi dünyasının sınırlarını zorlayarak bir aşk anlatıyor. İyiler ne kadar iyidir, kötüler hep mi kötüdür. Bu savaşı  kim kazanır? Savaşları kazandıklarını zannedenler gerçekten kazanmışlar mıdır? Ya kazanmak için kaybettikleri?
Bir şeyi tezadıyla anlatmak en kolay yoldur. Ya tezadını da anlatmak gerekiyorsa? Aşkta ve savaşta her yol mübahtır diyenler acaba ikisinin de özünde aynı şey olduğunu mu düşünüyorlardı? Yoksa birbirlerine dönüşmelerinin an meselesi olduğunu mu biliyorlardı?
Yazar, kitabının okuyucusuna -o ben oluyorum- bu kadar çok soru sordurmasını bekleyerek mi yazmış bilmiyorum ama kronolojik olarak yayınlanmış üçüncü romanında kendisine olan hayranlığımı bir nebze daha arttırmış bulunuyor. Yazarları daha iyi anlamak, tanımak için yazdıkları romanları sırayla okumanın faydası var mıdır acaba? 

E.


Sonsuzluk İçin Yedi Gün
Marc LEVY
Çeviri: Işık ERGÜDEN
Can Yayınları, 233 sayfa, Eylül 2012

2 Ekim 2013 Çarşamba

NEREDESİN, Marc Levy



Bu kitap benim para verip aldığım ve okuduğum ilk ikinci el kitap. Biraz hoyrat davranmış olmam bununla açıklanabilir mi, bilmiyorum. Zavallıcık önce sahilde bir güzel şişti nemden. Daha sonra ülkenin en uç köşelerine benimle seyahat etti ve orada terk edildi. Eski basım bir kitap olduğu için sanırım, internette görseline de rastlayamadım. Bu sebeple benim çekmiş olduğum bu kötü fotoğraf ile idare edeceğiz.
Benim kitapta bıraktığım izlerden gelelim kitabın bende bıraktıklarına. Marc Levy'den, onun ustalığından bahsetmeyeceğim. Yakında blog adını Marc Levy Fan Club olarak değiştirirsek şaşırmayın. Kitap yazarın ikinci kitabı, ilki bence kıyas kabul etmez ama her kitabında sizi sarmayı başarıyor hikayeler.
Bu kadar akıcı yazıp, bu kadar çok soru sorduran başka bir yazar varsa acilen keşfetmemiz lazım.
Zira Marc Levy kitaplarımız neredeyse tükendi.
Roman boyunca sorgulamalar yaşadım. Bunlardan hangisi gerçek aşk? Bu aşk mı? Hangisi gerçek anne? Annelik bu mu?
Yine sıcak, şaşırtan, heyecanlandıran, akıcı bir roman.
Kitabın benden önceki sahibinin kitapta altını çizdiği tek yeri alıntılayarak bir sonraki Marc Levy'e doğru yelken açıyorum.
"Neden var olan her şeyi bir kenara itip var olmayana takılırız? Neden yolunda giden şeylerin tadını çıkarmak varken yolunda gitmeyenleri önemseriz?"

E.


NEREDESİN
Marc LEVY
Çeviren: Sinem YENEL
Can Yayınları, 2005, 240 sayfa

18 Temmuz 2013 Perşembe

SİZİ TEKRAR GÖRMEK, Marc Levy

Keşke Gerçek Olsa ile başlayan aşk, Sizi Tekrar Görmek adlı kitapta aynı karakterlerle yine karşımıza çıkıyor.

Marc Levy'nin hayran olduğum kendine özgü hayalgücünün ürünü olan bu kitabın ardından, devamı niteliğinde olan Sizi Tekrar Görmek'i okumak oldukça keyifliydi diyebilirim. İki kitapta da güzel bir aşk anlatılmış. Aslında bir kitap daha olsa da orada da çocukları ve torunları olsa fena olmazdı:P

Özetle, sevdim ben bu ikiliyi. Hem kitapta anlatılan aşkı yaşayan çifti, hem de iki kitaptaki konuların anlatılışını.

Buarada kitabı okumama vesile olan D&R'ın 5 TL'lik kampanyasına ve E.'ye teşekkürler.

Bir sonraki Marc Levy kitabında buluşmak üzere.. :)


S.

Sizi Tekrar Görmek
Marc Levy
Çeviri: Ayça Sezen
Can Yayınları, 2011, 272 sayfa  

3 Temmuz 2013 Çarşamba

GELECEK SEFERE, Marc Levy

Kitap beni o kadar etkiledi ki, bittikten sonra hevesle elime aldığım bir sonraki Marc Levy kitabını 1-2 sayfa okuduktan sonra devam edemeyeceğim diyerek elimden bıraktım. Bu duruma ne kadar şaşırdığımı anlatamam.. Şimdiye kadar 'içimden Marc Levy okumak gelmiyor' cümlesini telaffuz etmemiştim. Bu defa oldu..

Sarıp sarmalayan, sıcacık, heyecanı ve sürükleyiciliğini son sayfasına kadar devam ettiren güzel bir Marc Levy kitabı.

Yazarın betimlemelerini başarılı buluyorum. Kitap boyunca karakterlerin bulunduğu ortamlardaydım sanki. Sanırım fazla kaptırmışım kendimi ki, bu yüzden çıkamadım kitaptaki cafeden:) Hele romantizm.. Benim gibi bir balık kadını için fazla geldi:)

Garson, bi' latte lütfeen!

S.

Gelecek Sefere
Marc Levy
Can Yayınları, 2011, 216 sayfa
Çeviri: Esra Özdoğan

14 Haziran 2013 Cuma

PAULO COELHO "BİR SAVAŞÇININ YAŞAMI", Fernando Morais

Başlangıçta kitap biraz sıkıcı geldi. Yine de okumaya devam ettim. Ardından istediğim akıcılığı kısa bir süreliğine buldum. Fakat devamı bir türlü gelemedi. En son pes ettim, içim acıyarak. Çünkü 300 sayfa okuduğum kitabı bitirmeye az kalmıştı ama ne elim gidiyordu kitaba ne de canım okumak istiyordu. Maalesef, bana hitap etmeyen ve monoton bir kitap...  

Yine zıt fikirdeyiz E.  :)

S.

Paulo Coelho "Bir Savaşçının Yaşamı" Fernando Morais
Çeviri: Samim Sakacı
Can Yayınları, 2011, 517 sayfa

GÖLGE HIRSIZI, Marc Levy

Bir elimde şimdiye kadar yaptığım en güzel sütlaç, diğerinde Marc Levy'nin beni yine yeniden büyülediği Gölge Hırsızı.. Tadına doyum yok her ikisinin de:) Keyfim yerinde. Bir solukta bitirmek istiyorum kitabı, ama aynı zamanda da bitmesin istiyorum. Uzayıp gitsin bu tat.

Hayal gücü çok etkileyici. Yazarın bu yönüne aşık oluyorsunuz. Kitapta anlatılan mekanlar hala gözümün önünde. Takılı kaldım...

Anlaşıldığı gibi büyük keyifle okudum kitabı. E.'ye teşekkürler. Sayesinde okudum. Tabi D&R'a da 5 TL'lik kitapların arasında koyduğu için teşekkürler. 

Arka kapağını E.'nin tavsiyesiyle okumadım ve iyiki de okumamışım! Kitap bittikten sonra okuyunca böyle bir yazı koydukları için dumur oluyorsunuz.

iyi okumalar ve iyi keyifler...

S.

Gölge Hırsızı
Marc LEVY
Çeviri: Ayça SEZEN
Can Yayınları, 2011, 211 sayfa

KEŞKE GERÇEK OLSA, Marc Levy

Marc Levy ile nasıl tanıştığımı daha önce anlatmıştım. Bu kitabını da diğerleri gibi bir günde okuduğumu söylemeliyim. Büyüklere masallar diye bir derleme yapılsa bu kitap sanırım ilk sıralarda yer alır. İçinde olmak isteyeceğiniz türde bir masal. Aşk, heyecan, dostluk, macera, romantizm hem de öyle böyle değil… Ne ararsanız bir masalda, hepsini harmanlamış güzel bir roman yazmış Marc Levy.
Kitap bittiğinde henüz elimde olmayan devam kitabını okumak için çok sabırsızlandım. İnsanda “böyle bitemez, böyle bitmemeli” dedirten bir duygu uyandırıyor kitabın sonu. Aslında bir romanı okumaya başlarken devam kitabı da olduğunu bilmek kötü. Bir şekilde hikâyenin öyle bitmediğini anlıyorsunuz ister istemez. Ancak yazarın anlatımı o kadar kuvvetli ki, kitabın bitimine 10 sayfa kala minik bir oyun yapıyor okuyucuya, insan gözlerinden yaş akarken “yahu daha 10 sayfa var, devam kitabını da yazmış…  Ne ağlayıp duruyorsun be kadın? ” bile diyemiyor kendine. Satırlardan kopmak neredeyse imkânsız oluyor Marc Levy okurken.
S.’nin çok sevineceğini düşündüğüm bir de haberim var. Kitabı Hollywood kapmış. Babaolmak.com da yazarla tanıştığım yazıda filmden de bahsediyordu. Eşim bende önce davranıp filmi seyretti. “Seyretme hayal kırıklığına uğrarsın” diye de uyardı. Ben dün gece dayanamayıp filmi seyrettim. Belki beklentim çok düşürüldüğünden, belki de filme ‘kitabın filmi’ gözüyle bakmamak gerektiğini daha ilk sahneden kafaya koyduğumdan, ben filmi çok beğendim. Ama film kitabın filmi değil, bu bir gerçek. Hikâye Mark Levy’nin bu kitabına ait olabilir ama çok temel farklılıklar var. Üstelik kitabı zevkli ve enfes kılan bir sürü detaya filmde yer bile verilmemiş. Kitabın çok heyecanlı olan uzunca bir bölümü hiç yok bile filmde. Sonu da aynı değil. Filmi kitaptan ayrı değerlendirerek seyretmeniz mümkün olursa belki siz de benim gibi birkaç damla yaş dökebilirsiniz.

E.


Keşke Gerçek Olsa
Marc Levy
Türkçesi: Saadet Özen
Can Yayınları, 2011 (12. baskı), 208 sayfa

BİRBİRİMİZE SÖYLEYEMEDİĞİMİZ ONCA ŞEY, Marc Levy

Sayesinde bir çok şeyi keşfettiğim bir blog yazarı var. Bu kitabı ve yazarını da kendisinin bir yazısıyla tanıdım. Tam da söylediği gibi düşünüyorum "bu kitabı anneler, babalar ve hatta çocuklar mutlaka ama mutlaka okumalı". Tavsiyelerine öyle çok güveniyorum ki sipariş verirken yazarın bir başka kitabını da söylemiştim. Seveceğimden emindim kitabı ama bu kadarını ben bile beklemiyordum. Nefes almadan okudum desem yeridir. Aynı hafta içinde yazarın 3 kitabını okuyup bitirdim.Diğer kitaplarına da geleceğiz sırayla ama bu bence okuduklarım içinde en iyisi.
Kitaptaki marjinal karakterlerin muhteşem esprileri, sürekli "acaba mı?" diye sordurtması, en ince detayına kadar planlanmış sahneler, heyecan ve tabi aşk... Film seyreder gibi okudum kitabı. Kafamda bir Julia, bir Stanley, bir Anthony Walsh tiplemesi bile var. Hani filmi bana çektirecek olurlarsa rol dağılımı hazır.
Bu kadar akıcı bir romanın insanı böyle içsel sorgulamalara sürüklemesi, suratına tokat gibi çarpması benim çok rastladığım bir durum değil açıkçası. Üstünden bir süre geçtikten sonra tekrar okunacaklar listemde ön sıralarda leziz bir kitap. Marc Levy hayal gücü ve akıcı diliyle beni kendine hayran bıraktı.


E.





Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey
Marc LEVY
Türkçesi: Ayça SEZEN
Can Yayınları, 2010, 294 sayfa

11 Haziran 2013 Salı

DÖNMEK MÜMKÜN OLSA, Marc Levy

Dönmek mümkün olsa gerçekten, yaşadığımız anlardan şuanda aldığımız hazzı alır mıydık? Aslında yaptığımız bazı 'yanlışlar', kırdığımız bazı potlar için ah keşke demişliğimiz vardır.. Ya da sevdiğimiz birini kaybedince keşke ile başlayan ve devamında 'daha çok vakit geçirebilseydik', 'zaman ayırsaydım' gibi cümleler üşüşür beynimize..

Marc Levy yine çok güzel heyecanlar yaşattı bana. Son 3-4 sayfasına kadar da heyecanı dorukta tutmayı başardı. Ve sonunda şaşırtmayı da ihmal etmedi.

Arka arkaya Marc Levy kitapları okuyunca, aynı 'aile' tarafından sarıp sarmalanıyormuşsun gibi geliyor bana. Sevgili yazarımızın hayal gücünün katlanarak genişlemesini ve daha çok kitap yazarak bizleri hayal dünyasına davet etmesini temenni ediyorum:)

E.'nin arka kapak konusunda daha önceden söylediklerine katıldığımı belirtmiştim. Okunmamalı! Bu kitabı da okumadan önce arka kapağa bakmadım bile. Okuduktan sonra bakınca doğru bir karar olduğunu yine gördüm. Kitabın gizemine balta vuruyor.

Bir de merak ediyorum, bir görüşte aşk mümkün mü diye.. Ne dersiniz?

S.


Dönmek Mümkün Olsa
Marc LEVY
Çeviri: Can Belge
Can Yayınları, Mart 2013, 292 sayfa

9 Mayıs 2013 Perşembe

KAZANAN YALNIZDIR, Paulo COELHO

Bazen ikinci bir fırsat vermek iyidir diyeceğim ama bu durumda bunu söylemek çok doğru değil sanırım. Bir yazarın biyografisini beğenmemek kendi eserlerini de beğenmeyeceğim anlamına gelmez diye böyle diyorum. Buradaki yazımda belirttiğim gibi Fernando Morais'in kaleme aldığı biyografiyi maalesef yarım bırakmıştım.    

Bir Ordu seyahatim sırasında elimdeki Marc Levy kitabı bitince, paketi bitmiş sigara tiryakisi gibi kendimi sokağa atıp kitapçı aramıştım. Bulduğum kitapçıda Marc Levy olmamasının hayalkırıklığını 'nasıl olmaaaz' diye kızarak yaşarken karşıma Paulo Coelho çıktı. Hiç yoktan iyidir diyerek kitap açlığımı giderdim:) 

Elimde uzun süre sürünmeyi hiç haketmediği halde, kitabı uzun sürede bitirebilmiş olmanın ezikliği içimde.. Konusunun akıcılığı sardı sarmaladı beni. Biraz sorgulattı bazı şeyleri.. Biraz 'demek böylemiymiş' dedirtti.. Biraz 'hiç böyle bakmamıştım' diye şaşırttı.. 'Yok artık!' dedirtti.. 'Kim yapar böyle bir şeyi' diye hayretlere sürükledi..

Anladım ki, Paulo Coelho ile daha çok buluşma duraklarımız olacak.

S.

Kazanan Yalnızdır
Paulo Coelho
Çeviri: Celal Üster
Can Yayınları, 2009, 384 sayfa 

6 Nisan 2013 Cumartesi

DÖNMEK MÜMKÜN OLSA, Marc Levy

Hayat bazen rutinleşir. Her şey birbirinin tekrarı, her yer bildik, tanıdık gelmeye başlar. Bir mola verip yeni bir yeri keşfetmeye koyulursunuz. Orada eski bir dosta rastlarsınız. Aradan ne kadar zaman geçmiş olursa olsun eski zamanların heyecanıyla sohbet edersiniz. O uzun ara hiç verilmemiş gibi...
İşte bu kitabın bende uyandırdığı hisler bunlar...
Özlediğim, heyecanlandığım bir buluşma oldu. Bir an önce bitirmek için yanıp tutuştuğum, aşkla okuduğum, bitmesin ne olur diye okumaya kıyamadığım...
Ankara sokaklarında, otobüs duraklarında, metroda nasıl heyecanla okuduysam merakla konusunu soran bile oldu.
Marc Levy'nin bir önce okuduğum kitaplarının bende yarattığı  -görece- hayal kırıklığına yenik düşmeden, yazarın yüksek kredisine bir şans daha tanıdım ve ilk okuduğum kitaptaki lezzeti yakaladım.
Roman boyunca yazar eski kitapları okuyanlara göz kırpıyor. Bunun yanında insanlık tarihin utanç dolu bir dönemine de değiniyor. Kitabın konusundan bahsetmeyeceğim. Sürprizleri severim. Kendime verdiğim sözü tutup arka kapağı okumadığıma bir kere daha şükrettim. Herkese de hararetle tavsiye ederim. Kitapların ön sözlerini, arka kapak yazılarını okumayın. Kitaba ve kendinize bir şans verin. Yayıncılık işine ilişkin yeni bir soru daha düşünmeye başladım. Bu kitapların arka kapak yazılarını kim yazıyor? Sinema çıkışlarında filmin sonunu söyleyen muhterem insanlar mı!? 
Kapak yazısını kitap bittikten sonra okumanın verdiği mutlulukla, yazarın bir sonraki romanını beklemeye koyuldum bile...

E.


Dönmek Mümkün Olsa
Marc LEVY
Çeviri: Can Belge
Can Yayınları, Mart 2013, 292 sayfa

5 Şubat 2013 Salı

İLK GÜN, İLK GECE, Marc Levy


Farklı bir Marc Levy romanı… 

Bu tanımlamayı daha önce CananTan’ın İz romanının arkasında okumuştum. O, okuduğum ilk Canan Tan kitabı olduğu için ne demek istediğini pek anlayamamıştım. Sonra bir tane daha okuyunca ben bunun iyi bir şey olduğunu düşünmüştüm açıkçası ki bu konuda S. ile çok farklı düşüncelerimiz olmuştu…

Bunlar da farklı bir Marc Levy romanı olarak adlandırılabilir cinsten ancak bu sefer pek de iyi bir anlamı yok benim için. Bu iki kitabı ayrı ayrı mı yazmalıyım, birlikte mi diye çok düşündüm. Burada esas soru, ikinci kitabı tek başına okumaya kalksam nasıl olurdu? Yani  “İlk Gece” ,  “İlk Gün”den bağımsız okunabilir mi? Elbette okunabilir ama aynı anlamı içerir mi orası tartışılır.

Yazar alışılmış tarzının dışına çıkınca her zamanki çevirmenimiz Ayça Sezen de farklı bir çeviri yolu izlemiş. Öncelikle ben bu çeviriden önceki kitaplar kadar zevk almadım. Çok sık kullanılan, yerlerine ne kullanılabilir bilmediğim ama akıcılığı sekteye uğrattığını düşündüğüm bir sürü kelime var. Çok teknik konularda belki yapılabilecek bir şey yoktur. İki bilim insanının bilimsel gerçekler peşinde koştuğu bir roman çevirmek kolay olmasa gerek. Sonuçta ben sadece bir okurum ama “işlik” nedir, bir matbaacının iş yerinden bahsedilirken neden “işlik” demek gerekir ki? Bir kelime daha vardı roman boyunca kafayı taktığım, bu nedir diye sorduğum, arıyorum bulur bulmaz buraya eklerim.

İlk kitap ile ikincisinin çevirileri farklı isimlere ait. Sanırım yayına yetiştirmek için yapılmış bir hamle, çok fark yaratmamış. Kitaplar arasındaki esas fark başka bir yerde ortaya çıkıyor. Bu yayın işlerinden pek anlamıyorum ama “bu kitapları yayınlanmadan önce kimse okumuyor mu?” sorusu sıklıkla sorduğum bir sorudur. İkinci kitapta Ayça Sezen ismini bu kez çevirmen değil  “yayına hazırlayan” olarak yine görüyoruz. Birinci kitaptaki yazım hatalarının fazlalığı ilk kitabı yayına hazırlayan birisi olmamasından mı kaynaklanıyor, diye sormak geliyor içimden. Yayına hazırlayan bu işi mi üstlenir, onu bilmiyorum ama gerçekten ilk kitap beni bezdirdi yazım hataları konusunda. Umarım bu durum sonraki baskılarda giderilir de bu özensizlik kitabın önüne geçmez.

Gelelim hikayeye,Marc Levy yazmış diye okumamayı tercih ederdim kitabı. Yazarın esprilerindeki ince zekaya bu kitapta da rastlıyoruz ama o kadar. Kitap bana biraz Dan Brown esintisiyle yazılmış gibi geldi. Çok işim olan bir dönemde yaklaşık 850 sayfayı 6 günde okuduğuma bakılırsa zevkle okunacak kitaplar. Yukarıda da yazdığım gibi “MarcLevy’nin yeni kitabı çıktı hemen alıp okumalıyım” demeden okusaydım bu yazı muhtemelen başka şekilde yazılırdı. Heyecanlı ve eğlenceli bir macera romanı okumak isteyenlere tavsiye ederim. Bu kitaplar ne zaman film olarak karşımıza çıkar onu da merak etmekteyim. Yapım epey maliyetli olacaktır muhtemelen çünkü kahramanlarımız sürekli seyahat halindeler. Okuyucuyu içine alan sürükleyici bir macera diyerek ve yazarın eski tarzına bir an önce dönmesi dileklerimi ileterek yazımı bitirirken, herkese iyi okumalar dilerim…


E.


İlk Gün
Marc LEVY
Çeviri: Ayça Sezen
Can Yayınları, Aralık 2012, 420 sayfa

İlk Gece
Marc LEVY
Çeviri: Aykut Derman
Can Yayınları, Aralık 2012, 425 sayfa




29 Ocak 2013 Salı

DOSTLARIM AŞKLARIM, Marc Levy

2013 yılının ilk yazısını Marc Levy ile açmak oldukça keyifli..

Arka kapaktan;

Dünyanın çeşitli ülkelerinde milyonlarca okura ulaşan Marc Levy, son dönem Fransız edebiyatının en gözde yazarlarından biri. Okurlarına bir kez daha duygu ve mizah yüklü bir dünya sunuyor; Londra'nın göbeğindeki Fransız mahallesinde geçen sımsıcak, sevecen ve sevimli bir öykü anlatıyor. 

Otuzlu yaşlarını süren, boşanmış ve çocuklu iki eski arkadaş, hayatlarını yeniden kurmak için aynı çatı altına yerleştiklerinde bir kural koyarlar: Kadınların ve çocuk bakıcılarının bu eve girmesi yasaktır. Biri son derece egoist ve çocuk kalmış, öbürü mükemmeliyetçi ve özverili bu iki adam, kimi zaman çatışarak, kimi zaman uzlaşarak birlikte yaşamaya çalışırken yalnız değildir. Çevrelerinde dostları ve kapılarında bekleyen aşkları vardır. Ama geçmişin izlerini silecek gücü bulabilecekler midir?  

Adımını atınca yemyeşil çimenlere negatif enerjini bırakabileceğin bir balkonda çayımı yudumlarken, kuş sesleri eşlik ediyordu bu huzurlu ana... Efrafta palmiye ağaçları.. Biraz ileride okyanus.. Huzur var burada, sadece huzur! Sessizlik nasıl da güzel. Böyle bir mekanda başladığım kitap önce biraz şaşırttı beni. Hani diğerlerinde beni doğrudan içine çeken Marc Levy kitapları nerede? Neyseki çok sürmedi bu bekleyiş.

Bir Marc Levy romanını daha okuyup bitirmiş olmanın hem mutluluğunu hem de hüznünü beraber yaşıyorum! Mutluyum, çünkü beni bekleyen Marc Levy kitaplarına yelken açmanın vaktidir. Hüzünlüyüm, çünkü tadı yine damağımda kaldı. Gerçi daha önceden okuduğum romanlarını da göz önüne alarak, en keyif aldığımdan aşağıda doğru bir sıralama yapmam gerekse, sanırım bu kitap en alt sırada alır yerini. 

Anlaşılan Marc Levy beklentimi o kadar yükseltmişki ilk satırlarından itibaren konusu ile beni bir an önce sarmasını ve içine çekmesini bekledim. Beklentime cevap biraz daha geç oldu fakat sonuç önemli :) Sonrasında hareketlenen konu beni mutlu etmesine etti de kitap bende alelacele bitirilmiş hissi uyandırdı. Konu biraz daha işlenmeliydi.
  
Kitaptaki kadın karakterlerden birinin bir iki yerde aniden ortaya çıkması biraz tuhaf geldi. 'Heey! Gerçek hayatta olmuyor böyle şeyler' diye müdahale etmek istedim. Ee romanlarda ve filmlerde olmayacakta böyle şeyler nerede olacak değil mi?

Kitabın bir yerine 'senin bakışlarında yaşlanmak istiyorum ve hayatımın sonuna kadar senin gecelerini giyinmek istiyorum' diye bir cümle geçiyor. Nasıl da güzel bir evlenme teklifi ama! Romantik aşıklara duyurulur:)

Aslında kitaptan keyif almamızda çevirmenlerin büyük rolü var. Ayça Sezen'e başarılı çevirisi için çok teşekkürler.


Bu defa Karadeniz parlıyor önümde ışıl ışıl..  Bir sonraki durağı olamayacak kadar kısa geliyor kitap..   

S.

Dostlarım Aşklarım
Marc Levy
Çeviri: Ayça Sezen
Can Yayınları, 2010, 279 sayfa

6 Kasım 2012 Salı

PAULO COELHO "BİR SAVAŞÇININ YAŞAMI", Fernando Morais

Daha önce birkaç defa popüler olan kitaplara ilişkin ön yargılı tavrımdan bahsetmiştim. Hayatımda hiç Paulo Coelho kitabı okumadım. Ben lisedeyken Simyacı ve Sofi'nin Dünyası okumayanları dövüyorlardı yine de okumadım. Hatta inadına okumadım. Biyografileri ise hep sevdim. Başka birisinin ellerine hayatını teslim edebilecek kadar açık yürekli olanları okumak çok renkli geldi bana her zaman.
D&R, Can Yayınlarıyla yaptığı muhteşem kampanya ile gönüllerimizi ve ceplerimizi ele geçirdiğinde, az sonra bahsedeceğim kitabı etiket fiyatı 33,50 olmasına rağmen 5Tl'ye satın aldım. Dünyaca ünlü bir romancının hayatını merak ediyor olmanın yanında, bir insanın -üstelik henüz yaşayan bir insanın- 517 sayfada anlatılacak nasıl bir hayatı olabilir dedim.
Kitabın başlarındaki "O gün Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenilere yaptığı katliamın yıl dönümüydü ve Coelho'nun evinin yakınındaki Türkiye Büyükelçiliği önünde gürültülü patırtılı bir gösteri yapılıyordu" cümlesine kafayı takmadan okumaya devam ettim. Aslında bunu buraya yazınca kafaya taktığım da ortaya çıkıyor ya neyse... Yazarın bugünü ile başlayan, doğumundan günümüze her yaşadığı anı anlatan detaylı, akıcı bir biyografi.
Coelho boşuna -arka kapakta yazdığı gibi- "Fernando'ya daha önce kimseye söylemediklerimi anlattım... Kendime bile  söyleyemediklerimi..." dememiş. Gerçekten insanın kendisiyle baş başa kaldığında dahi dillendirmek istemeyeceği anılara bile yer verilmiş. Kitabın beni etkileyen en güçlü yanı yazarın neredeyse 40 yaşına kadar kafayı dünya çapında bir romancı olmaya takmış olması ve eninde sonunda bunu başarmış olması. Bir de tabii kitap henüz elimdeyken -ki biraz uzun süre elimde kaldığını itiraf etmeliyim- hemen her  sayfada, bir anne olarak "demek ki bir çocuktan hiçbir zaman ümit kesilmezmiş? Bu anlatılan adam da Paulo Coelho olduysa..." dedim.
Gerçekten hakkında neredeyse hiç bir şey bilmediğim ünlü bir insanın son derece "renkli" hayatını okumaktan çok zevk aldım. Bir anne olarak çok dersler çıkardım. Bir okuyucu olarak çok dersler çıkardım.
Bilmeden bilmek, inanmak, evrenden istemek,inatla istemek,inançla istemek... Düşüncelerde savruldum durdum. Yazarın eşimle inanılmaz noktalarda kesişmesi de bir an önce tüm kitaplarını okumak için sabırsızlanmama yol açtı.
En büyük ders de burada geldi; popüler olan her zaman sıradan değildir. Bu kadar insanın da bir bildiği vardır...
Sonu belli olsa da gerçek hikayeleri okumaktan zevk alanlara şiddetle tavsiyemdir...

E.



Paulo Coelho "Bir Savaşçının Yaşamı" Fernando Morais
Çeviri: Samim Sakacı
Can Yayınları, 2011, 517 sayfa

10 Ağustos 2012 Cuma

GÖLGE HIRSIZI, Marc Levy

Bir solukta, kah gülümsemelerle kah göz yaşlarıyla okuduğum bir Marc Levy kitabı daha. Yazarın kendine has bir tarzı var. Kimin yazdığını bilmeden okusaydım sanırım tahmin edebilirdim. En az bir tanıdık karaktere göz kırptırmadan edemiyor. Detaylarla tasvir edilmiş huzurlu mekanlar, araba yolculukları, yıllar sonra da olsa unutulamayan aşklar... Hayal gücü konusunda zaten diyecek söz yok. Bu kitabın ilk bölümünde bir de kahramanının ağzından bir çocuk dünyası anlatıyor ki... Büyüdükçe nasıl uzaklaşıyoruz o dünyadan ve biz ebeveynler çocuklarımızı nasıl da her şeyden bihaber sanıyoruz... Marc Levy nasıl oluyor da bu kadar eksiksiz, yanlışsız anlatıyor yaşananları bir çocuğun gözünden? Aynı saflıkla, aynı naiflikle...
Eşim kitapçıdaki indirimli kitaplar reyonunda kitabı işaret edip muzipçe gülümserken aklım neredeydi de boş boş baktım suratına bilmiyorum. Marc Levy kimdi, diye düşünmem nasıl bir unutkanlık hali içinde olduğumun kanıtıdır. Bu kitabı okurken eski bir dostla kahve içer gibi hissettim kendimi. Bir daha arayı bu kadar açmayalım deyip sarılmak geldi içimden bittiğinde.
Kitabı henüz almadıysanız naçizane bir tavsiye; sakın arka kapağı okumayın. Anlayamıyorum, bu arka kapakları kim ve neden bütün kitabı özetleyecek biçimde yazıyor. Ben okumamıştım, iyi ki de öyle yapmışım. Bittikten sonra okudum ve gözlerime inanamadım.

E.


Gölge Hırsızı
Marc LEVY
Çeviri: Ayça SEZEN
Can Yayınları, 2011, 211 sayfa

3 Mart 2012 Cumartesi

YORGUN ANILAR ZAMANI, Ayşe Sarısayın

Ben seçmedim bu kitabı; o bana geldi! Bir hastane odasında beklerken, camın önünde öylece duruyordu. Yanımdaki kişinin okunmayı beklenen kitabıydı aslında. Sonra elim gitti ve okumaya başladım. Okuduğum öyküler, yorgun bedenime ve ruhuma iyi geldi. 

Ayşe Sarısayın, güçlü kadınların yaşamlarından kesitler vermiş öykülerinde. Her biri yaşamla farklı kavgalar veren güçlü kadınlar onlar. 

Aslında öykü kitapları yerine romanları tercih ediyorum. Fakat bu kitaptaki öyküler hem diliyle hem de konularıyla hoşuma gitti. Güzel bir tat bıraktı. Acaba kadınların öykülerini içerdiğinden feministlik damarım mı tuttu?:) 

Ayşe Sarısayın Behçet Necatigil'in kızıymış. Bu kitabıyla da 2005 Sait Faik Öykü ödülü almış. İnternette dolaşırken yazarın web sitesine de rastladım; bir TIK. Bu sitede eleştirilere de yer vermiş.

Kitabın arka kapak yazısını da koymak istedim;

Sokaktan biri geçti az önce, karşı eve girdi. Rahatladım, daha erken, katlanamayız birbirimize. Koyu karanlıklarda belki, aynı yatakta bedenlerimizi sakınarak uyurken. Erken sabahlarda biraz, henüz uyku mahmurluğundan sıyrılmadan. Bayramlarda, zorunlu aile ziyaretlerinde, kısa sürelerde, ancak.
2004 Yunus Nadi Öykü Ödülü sahibi Ayşe Sarısayın, yeni öykülerini topladığı kitabı Yorgun Anılar Zamanı'nda yine kadın kahramanların arasında geziniyor. Masallar arasında büyüyen bir kız çocuğu, gördüğü mutlu evliliklerin bozulup dağıldığına tanık olmuş bir genç kız, kendi hüzünlü geçmişinden torununu sakınan bir anneanne ve evliliğini sürdürememiş kadınlar...
Ayşe Sarısayın, değerlerin sarsılmaya yüz tuttuğu toplumumuzda kadının ne olursa olsun ayakta kaldığını, kalabileceğini gösteriyor bize. Böylece biz bu hüzünlü ama dirençli kadınlarda mutlaka kendimizden bir şeyler buluyoruz.Yorgun Anılar Zamanı, ölçülü, şiirsel dili ve inandırıcı anlatımıyla Ayşe Sarısayın'ın öykü yolculuğunda yepyeni bir durak ve öykü edebiyatımızda iz bırakacak bir kitap.


Yazarın diğer kitaplarını da kütüphaneme yakın zamanda davet etmeliyim derken, genetik sanatta ne kadar etkili acaba diye geçiriyorum aklımdan...

S.

Yorgun Anılar Zamanı
Ayşe Sarısayın, Can Yayınları, 144 sayfa

26 Kasım 2011 Cumartesi

MAVİ ELBİSELİ ŞEYTAN, Walter Mosley

Polisiye kitapları sevmeme, sağolsun, Ahmet Ümit  neden olmuştur. D&R'da Can Yayınları'nın kitaplarının 4 TL olduğunu görünce aldığım kitaplardan biri de Mavi Elbiseli Şeytan'dı. Polisiye dizi  diye tanıtıldığından dolayı, bir çırpıda okuyacağım, sürükleyici, heyecan verici bir kitaptır diye düşünerek almıştım. Beklentilerimi çok fazla karşılamadığını söylemem gerekiyor.  Okurken, aklımdan bu kitap tam da film tadında diye düşündüm.  Sinemalarda oynasa gitmeyeceğim tarzda bir film olurdu diye de ekledim.  Ya da önce oyuncularını gözden geçirir ve fikrimi ona göre değiştirebilirdim:) Gerçi internetten bakınca kitabın filminin de yapıldığını gördüm. Teşhisim yanlış değilmiş:)
Kitapta siyahi karakterlerin konuşmalarının bazı yerlerini bozuk bir türkçeyle çevirmeleri beni rahatsız etti.  Konuşmaların bozuk bir ingilizce aksanla yapıldığını vurgulamak için  yapılmış sanırım. 
Bunların yanı sıra, siyahilerin, beyazların dünyasında (!) yaşarken hissettikleri ezikliğe de oldukça yer verilmiş.   

S.


Mavi Elbiseli Şeytan
Walter Mosley
Can Yayınları, 232 sayfa, 1998
Çeviri: Püren Özgören