5 Ekim 2011 Çarşamba

PİRAYE, Canan Tan

Piraye.. Çok güçlü bir bir kadın karakter. İstanbul'da diş hekimi olan babası ve ev hanımı annesiyle yaşar. Üniversitede diş hekimliği okumaya başlar. Ardından hayatında bir sürü değişiklikler olur. Olaylardan burada bahsedip kitabın tadını kaçırmak istemem tabi ki.
İlk sayfasından itibaren beni içine aldı Piraye... En kısa sürede okuyup merakımı gidermeliyim diye kitabı 2 günde 'yuttum' diyebilirim. Canan Tan'ın okuduğum 2. kitabı bu. Daha önceden İz'i okumuştum. İz'in arka kapağında yazılan 'farklı bir Canan Tan romanı' yazısına da takılmıştım doğrusu. Piraye'yi okuyunca İz'deki sürükleyici ve akıcı anlatımı tekrar gördüm. Hala anlamış değilim neden farklı olduğunu. E. belki bu konuda bana yardımcı olabilirsin :)
Piraye'nin hikayesi beni çok heyecanlandırdı. Üniversitedeyken bir arkadaşımı hatırladım. O da Malatya'ya gelin gidecekti az kalsın! Roman boyunca, nasıl oluyorda Piraye gibi bir karakterin bu olayları yaşayabildiğini düşünüp durdum. Hani derle ya nerdeeeen nereye! Şehriban karakterine ise yaşadığı bölgedeki insanları iyi analiz edebilme ve Piraye'yi etkileyebilme yeteneklerinden dolayı hayran kaldım. Her eve lazım böyle bir yoldaş.
Kitabın bittiğine üzüldüm bile diyebilirim. Piraye iki gün boyunca beni sarıp sarmaladı. Canan Tan romanı o kadar güzel bir dille anlatmış ki olayın içinde hissediyorsunuz kendinizi. Bir Piraye olup çıkıyorsunuz. Tüm heyecan ve üzüntülerini beraber yaşıyorsunuz.
Kitabı alın, okuyun ve okutun!


S.


Piraye
Canan TAN
Altın Kitaplar, 2011 (17. basım), 395 sayfa

ÇOCUĞUNUZLA İŞBİRLİĞİ YAPIN!, Elizabeth Pantley

Kitaplardan sihirli bir değnek gibi hayatımı ya da bakış açımı tamamen değiştirmesini beklemiyorum. Amerikalıların yazdığı kitaplara biraz mesafeliyim. Bir anda hayatınızı değiştirecek tarzında sunulduklarından olsa gerek. İçerikteki olayları bizim yaşantımızdan uzak bulmamın da etkisi var sanırım. Bu kitabı okumama benim gibi anne olan arkadaşlarımdan duyduğum olumlu yorumlar neden oldu. Bende değişiklikler yarattı mı? Evet, biraz da olsa yarattı.
Elizabeth Pantley, kitapta  her konunun sonunda, anlattıklarını bir sayfada özetlemiş. Benim için oldukça yararlı oldu:) Şimdi kalkıp bu özetleri buraya aktarmayacağım tabii ki.
Kitaptan özetle aldığım mesajlar; öfkeni kontrol et, sabırlı ve kararlı ol, bir konuda çocuğa ceza vereceksen cezaya neden olan olayla ilgili olsun.
Kitabın son bölümünde çeşitli vakalara yer vermesi de hoşuma gitti. Annelerin çocukları ile ilgili yaşadığı sorunları nasıl ele almaları gerektiğiyle ilgili önerilere yer vermiş.
Kısaca, annelerin okumasını tavsiye ettiğim yararlı bir kitap.


S.



Çocuğunuzla İşbirliği Yapın
Elizabeth PANTLEY
Yakamoz Yayınevi, 2011, 304 sayfa

2 Ekim 2011 Pazar

MİYASE'NİN KUZULARI, Üstün Dökmen

Her kitabın bir hikayesi oluyor. Bu kitabın alınmadan öncesine ait bir hikayesi yoktu. Üstün Hoca'nın bir televizyon konuşması sırasında bahsettiği, benim de almak için listeme eklediğim bir kitaptı. Kitabı okurken hikayesi de gelişti. Öğrenciliği sırasında Üstün Hoca'dan ders almış bir arkadaşımla yemek yerken, kitap masanın üzerinde duruyordu. Üstün Hoca tesadüfen oraya geldi, tanıştık ama ben kitabı imzalatamadım. Çeşitli kişisel sebeplerim var ama onlar bu yazının konusu değiller. Hoca ile tanışmakla yetinmek zorunda kaldım.
Kitabı okumam zaman aldı -12 gün kadar-. Uzun süredir ilk defa bir kitabı elimde kalem, altını çizerek okudum. Her cümleyi sindirmeye -arada sindirmesi zor cümleler de vardı gerçekten-,anlamaya  çalışarak okudum. Roman kahramanlarının çoğu hayvanlar. Hoca hayvanlar dünyası üzerinden çok bildiğimiz, çokça yaşadığımız ilişkilere dokundurmalar yapmış. Çok güncel ve ince politik eleştiriler de var kitapta. Kendimi bir hayvan sever olarak nitelendirebilirdim bu kitabı okumadan önce ama hayvan hakları üzerine bir tartışma var kitapta, beş düşünüp bir okudum. 
Kitabın başındaki "Roman Öncesi Peşin Peşrev" bölümünde yazarın telkinde bulunduğu gibi, öküz altında buzağı aramadım, kitabın cıcığını değil keyfini çıkardım, icat çıkarmadım  münasip bir kıssadan hisse çıkardım. Hoca'nın kendisinden haberini aldığım yeni romanı beklemeye koyuldum bile...
Kurgusuyla, diliyle, finaliyle farklı bir roman okumak isteyenlere önerimdir. En az Üstün Dökmen'in sohbetlerinde olduğu kadar eğlenceli.


E.




Miyase'nin Kuzuları
Üstün DÖKMEN
Remzi Kitabevi, Aralık 2010 (5.basım), 223 sayfa

19 Eylül 2011 Pazartesi

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ, Emre Caner

Kampanya var diye almayı düşündüğüm kitabın yanına bir tane daha beğenmem gerekiyordu. Elimi attım ve uzun zamandır unuttuğum büyü her yanımı sardı.
Yap-boz merakım sayesinde tanıştım Osman Hamdi Bey'in en ünlü eseri "Kaplumbağa Terbiyecisi" ile. Tam 3 tane yaptım ama bugün elimde biri bile yok. Beğenen oldukça hediye ettim. Tablo gördüğüm günden beri beni etkiliyor. Derin bir şeyler vardı hep beni içine çeken. Kitabı da elime aldığımda o kadar büyülendim ki, ilk almak istediğim kitabı unutup bambaşka bir kitap alıp çıktım kitapçıdan.
Sevgili tarih öğretmenlerim, saygıyla andığım orta okul öğretmenim Ömer Böke ve canım dershane öğretmenim Ayşegül Soylu'ya rağmen tarihi sevemedim. Çok başarılıydım derslerde ama aklımda kalmıyordu bir türlü.
Çok beğendiğiniz bir eserin, yaratıcısının  bu kadar saygıdeğer bir insan olması öyle büyük bir zevk ki anlatamam. Osman Hamdi Bey inanılmaz hayat hikayesi olan bir sanatçı. Çağının çok ilerisinde bir sadrazam oğlu. Sadece kendi hayatında yenilikçi olmakla kalmamış, memleketini de ileriye taşımak için çabalamış bir aydın. Vefalı bir dost, gözü kara bir aşık, bir baba... Bir çok meslek icra etmiş hayatı boyunca ama sanırım tabloları olmasaydı bu roman da olmazdı. Belki arkeoloji ve müzecilik tarihine ilişkin derslerde adı geçen bir memleket sevdalısı olarak anılır geçerdi. Romanın baş kahramanı böyle biri olunca, yazar da akıcı bir dil kullanınca, roman da sürükleyici ve etkileyici oluyor ister istemez. Bahsi geçen savaşlar, ayaklanmalar yukarı da andığım öğretmenlerim tarafından yıllar önce defalarca anlatılmıştır bana ama sanırım bu roman sayesinde unutulmaz olurlar benim için.
Emre Caner de en az Osman Hamdi Bey kadar tanınması gereken bir kişilik bence. Bu kadar genç bir yazarın, bu kadar ağır bir taşın altına elini koyup böyle güzel bir roman çıkartması çok özel bir başarı. Tarihi roman mı demek lazım, biyografi mi bilemediğim bu kitaba ben bayıldım. Kitap boyunca da anladım tabloda beni neyin bu kadar etkilediğini. Darısı başınıza.


E.




Kaplumbağa Terbiyecisi -Osman Hamdi Bey'in Romanı-
Emre CANER
Kapı Yayınları, Ocak 2011, 342 sayfa

7 Eylül 2011 Çarşamba

SİZİ TEKRAR GÖRMEK, Marc Levy

Keşke Gerçek Olsa kitabının devamı olan bu kitap, bence devam kitaplarının makûs talihini yenmiş. İlki kadar başarılı diyebilirim. Kitabın bir kısmında “keşke devam kitabını yazmasaymış” diye diye okudum. Çok tekrara düşmüş gibi göründü gözüme, ancak sonra öyle tatlı detaylarla süslüyor hikâyeyi, öyle anımsatmalar, atıflar yapıyor ki, kendinizi tanıdık bir mahallede gezer gibi hissediyorsunuz.
Bu, yazarın okuduğum üçüncü kitabı, muhtemelen diğer kitaplarında da ince detaylarla okuyucuya göz kırpıyordur. Örneğin her üç kitapta da muhteşem karakter,  Pilguez’e rastlamak mümkün. Aynı karaktere, farklı öyküleri olan romanlarda rastlayınca, insanda ister istemez gerçeklik algısı gelişiyor. Oysa Marc Levy’nin kitaplarında gerçek üstü denilebilecek  -bence değil ama-  , masalsı bir durum var. Hoş bu kitabın sonunda neredeyse bütün karakterlerle ilgili, kitap kaleme alınırken ne durumda olduklarını anlatan notlar var ama kitap gerçek olamayacak kadar güzel bir aşk hikâyesi anlatıyor. Yazarın muhteşem sürprizlerine yine bolca rastlamak mümkün oluyor.  Gerçek mi? Hayal mi? Ne kadarı gerçek?   Romantizm bu kitapta da doruklara çıkmış. Zaten kahramanlarımızdan Arthur  -annesi Lili sayesinde- iflah olmaz bir romantik.
Filmlerde, dizilerde bu kadar da olmaz artık dediğimiz tesadüfler, konu romana gelince neden öyle sırıtmıyor? Bu denklemi çözebilmiş değilim.
Ben bu çeviri işinden pek anlamam. Sanırım bunu anlayabilmek için bir kitabın farklı iki çevirisini okumam gerekecek. Okuma listem biraz hafifleyince bu konuyla ilgilenmeliyim. Yine de iki kitabın çevirmenleri farklı olsa bile, bıraktıkları duygu öyle benzer ki bunu kendimce bir başarı olarak nitelendirebilirim. Can yayınlarının bu konudaki başarısı zaten herkesçe takdir ediliyor sanırım. Uzun lafın kısası bu kitabı da -diğer Marc Levy kitapları gibi- masal sever büyüklerin kaçırmamasını “şiddetle” tavsiye ederim.


E.






Sizi Tekrar Görmek
Marc Levy
Türkçesi: Ayça SEZEN
Can Yayınlar, Eylül 2010 (4. baskı), 279 sayfa