27 Şubat 2013 Çarşamba

FLUSH, Virginia Woolf

Kendime not: Kitaplara başlamadan önce ön söz, son söz ve hatta kitap arkası okuma!
Başkaları ne düşünüyor bilmiyorum ama ben kitapları bilmediğim bir yere yolculuk gibi görüyorum. Gizemli bir yolculuk. Sonunu, gidişatını önceden tahmin etmediğim bir serüven. Genellikle de beni şaşırtan, sürprizli kitapları daha çok seviyorum. Sağ olsunlar bu kitabın başına da bir ön söz koymuşlar ki... Tadından yenmiyor.
Kitabı okurken neyi nasıl anlamamız gerektiğinden, hikayenin detaylarına kadar her şeyi özetlemiş. Ön sözü okur okumaz bütün tadım kaçtı.
Tüm bu kötü başlangıç hikayesine ve ön yargılarıma rağmen kitap çok ama çok keyifliydi.Söz verdiğim gibi şubat ayına Virginia Woolf'un dört kitabını sığdıramadım ama kitaplığıma tam altı tane Virginia Woolf eklemiş oldum. Yazarı bu vesileyle tanımış oldum, çok da memnun oldum.
Flush, bir köpeğin baş kahraman olduğu güzel bir dostluk öyküsü. İnanılmaz akıcı bir dili var. Okuması keyifli, sürükleyici bir roman.
Virginia Woolf okumaya iyi bir başlangıç yaptığımı sanıyorum. Diğer kitapları da okumak için can atıyorum.

E.


Flush
Virginia WOOLF
Çeviri: Fatih Özgüven
İletişim Yayınları, 2012, 116 sayfa

5 Şubat 2013 Salı

Virginia Woolf Okumaları (Şubat 2013)

Resim Gece Kütüphanesi'nden ödünç alınmıştır...
Beğenerek takip ettiğimiz iki kitap sever blogger Şubat ayı için Virginia Woolf okumaları planlamışlar.
Kitap severler de onlara katılıyor.  Haberlere şuradan ve buradan ulaşabilirsiniz...
Ocak ayının sonlarında S. beni de haberdar etti. Biz de katılmak istedik ancak hangi kitaplarla katılacağımıza karar vermek bugünü buldu :)
Ben ilk defa Virginia Woolf okuyacağım. Hedeflediğim  kitapların hepsini bu ay içerisinde bitiremesem bile kütüphaneme 4 yeni roman katmış olacağım :)
İşte Virginia Woolf'un ŞUBAT ayı içerisinde okumayı planladığımız kitapları...

E.'nin okumayı diledikleri:
-Flush
-Deniz Feneri
-Jacob'un Odası
-Bir Yazarın Güncesi

S.'nin okumayı diledikleri:
-Kendine Ait Bir Oda
-Virginia Woolf Bütün Öyküleri
-Bir Yazarın Güncesi

Verimli bir şubat olması dileğimizle...

E.  

İLK GÜN, İLK GECE, Marc Levy


Farklı bir Marc Levy romanı… 

Bu tanımlamayı daha önce CananTan’ın İz romanının arkasında okumuştum. O, okuduğum ilk Canan Tan kitabı olduğu için ne demek istediğini pek anlayamamıştım. Sonra bir tane daha okuyunca ben bunun iyi bir şey olduğunu düşünmüştüm açıkçası ki bu konuda S. ile çok farklı düşüncelerimiz olmuştu…

Bunlar da farklı bir Marc Levy romanı olarak adlandırılabilir cinsten ancak bu sefer pek de iyi bir anlamı yok benim için. Bu iki kitabı ayrı ayrı mı yazmalıyım, birlikte mi diye çok düşündüm. Burada esas soru, ikinci kitabı tek başına okumaya kalksam nasıl olurdu? Yani  “İlk Gece” ,  “İlk Gün”den bağımsız okunabilir mi? Elbette okunabilir ama aynı anlamı içerir mi orası tartışılır.

Yazar alışılmış tarzının dışına çıkınca her zamanki çevirmenimiz Ayça Sezen de farklı bir çeviri yolu izlemiş. Öncelikle ben bu çeviriden önceki kitaplar kadar zevk almadım. Çok sık kullanılan, yerlerine ne kullanılabilir bilmediğim ama akıcılığı sekteye uğrattığını düşündüğüm bir sürü kelime var. Çok teknik konularda belki yapılabilecek bir şey yoktur. İki bilim insanının bilimsel gerçekler peşinde koştuğu bir roman çevirmek kolay olmasa gerek. Sonuçta ben sadece bir okurum ama “işlik” nedir, bir matbaacının iş yerinden bahsedilirken neden “işlik” demek gerekir ki? Bir kelime daha vardı roman boyunca kafayı taktığım, bu nedir diye sorduğum, arıyorum bulur bulmaz buraya eklerim.

İlk kitap ile ikincisinin çevirileri farklı isimlere ait. Sanırım yayına yetiştirmek için yapılmış bir hamle, çok fark yaratmamış. Kitaplar arasındaki esas fark başka bir yerde ortaya çıkıyor. Bu yayın işlerinden pek anlamıyorum ama “bu kitapları yayınlanmadan önce kimse okumuyor mu?” sorusu sıklıkla sorduğum bir sorudur. İkinci kitapta Ayça Sezen ismini bu kez çevirmen değil  “yayına hazırlayan” olarak yine görüyoruz. Birinci kitaptaki yazım hatalarının fazlalığı ilk kitabı yayına hazırlayan birisi olmamasından mı kaynaklanıyor, diye sormak geliyor içimden. Yayına hazırlayan bu işi mi üstlenir, onu bilmiyorum ama gerçekten ilk kitap beni bezdirdi yazım hataları konusunda. Umarım bu durum sonraki baskılarda giderilir de bu özensizlik kitabın önüne geçmez.

Gelelim hikayeye,Marc Levy yazmış diye okumamayı tercih ederdim kitabı. Yazarın esprilerindeki ince zekaya bu kitapta da rastlıyoruz ama o kadar. Kitap bana biraz Dan Brown esintisiyle yazılmış gibi geldi. Çok işim olan bir dönemde yaklaşık 850 sayfayı 6 günde okuduğuma bakılırsa zevkle okunacak kitaplar. Yukarıda da yazdığım gibi “MarcLevy’nin yeni kitabı çıktı hemen alıp okumalıyım” demeden okusaydım bu yazı muhtemelen başka şekilde yazılırdı. Heyecanlı ve eğlenceli bir macera romanı okumak isteyenlere tavsiye ederim. Bu kitaplar ne zaman film olarak karşımıza çıkar onu da merak etmekteyim. Yapım epey maliyetli olacaktır muhtemelen çünkü kahramanlarımız sürekli seyahat halindeler. Okuyucuyu içine alan sürükleyici bir macera diyerek ve yazarın eski tarzına bir an önce dönmesi dileklerimi ileterek yazımı bitirirken, herkese iyi okumalar dilerim…


E.


İlk Gün
Marc LEVY
Çeviri: Ayça Sezen
Can Yayınları, Aralık 2012, 420 sayfa

İlk Gece
Marc LEVY
Çeviri: Aykut Derman
Can Yayınları, Aralık 2012, 425 sayfa




29 Ocak 2013 Salı

DOSTLARIM AŞKLARIM, Marc Levy

2013 yılının ilk yazısını Marc Levy ile açmak oldukça keyifli..

Arka kapaktan;

Dünyanın çeşitli ülkelerinde milyonlarca okura ulaşan Marc Levy, son dönem Fransız edebiyatının en gözde yazarlarından biri. Okurlarına bir kez daha duygu ve mizah yüklü bir dünya sunuyor; Londra'nın göbeğindeki Fransız mahallesinde geçen sımsıcak, sevecen ve sevimli bir öykü anlatıyor. 

Otuzlu yaşlarını süren, boşanmış ve çocuklu iki eski arkadaş, hayatlarını yeniden kurmak için aynı çatı altına yerleştiklerinde bir kural koyarlar: Kadınların ve çocuk bakıcılarının bu eve girmesi yasaktır. Biri son derece egoist ve çocuk kalmış, öbürü mükemmeliyetçi ve özverili bu iki adam, kimi zaman çatışarak, kimi zaman uzlaşarak birlikte yaşamaya çalışırken yalnız değildir. Çevrelerinde dostları ve kapılarında bekleyen aşkları vardır. Ama geçmişin izlerini silecek gücü bulabilecekler midir?  

Adımını atınca yemyeşil çimenlere negatif enerjini bırakabileceğin bir balkonda çayımı yudumlarken, kuş sesleri eşlik ediyordu bu huzurlu ana... Efrafta palmiye ağaçları.. Biraz ileride okyanus.. Huzur var burada, sadece huzur! Sessizlik nasıl da güzel. Böyle bir mekanda başladığım kitap önce biraz şaşırttı beni. Hani diğerlerinde beni doğrudan içine çeken Marc Levy kitapları nerede? Neyseki çok sürmedi bu bekleyiş.

Bir Marc Levy romanını daha okuyup bitirmiş olmanın hem mutluluğunu hem de hüznünü beraber yaşıyorum! Mutluyum, çünkü beni bekleyen Marc Levy kitaplarına yelken açmanın vaktidir. Hüzünlüyüm, çünkü tadı yine damağımda kaldı. Gerçi daha önceden okuduğum romanlarını da göz önüne alarak, en keyif aldığımdan aşağıda doğru bir sıralama yapmam gerekse, sanırım bu kitap en alt sırada alır yerini. 

Anlaşılan Marc Levy beklentimi o kadar yükseltmişki ilk satırlarından itibaren konusu ile beni bir an önce sarmasını ve içine çekmesini bekledim. Beklentime cevap biraz daha geç oldu fakat sonuç önemli :) Sonrasında hareketlenen konu beni mutlu etmesine etti de kitap bende alelacele bitirilmiş hissi uyandırdı. Konu biraz daha işlenmeliydi.
  
Kitaptaki kadın karakterlerden birinin bir iki yerde aniden ortaya çıkması biraz tuhaf geldi. 'Heey! Gerçek hayatta olmuyor böyle şeyler' diye müdahale etmek istedim. Ee romanlarda ve filmlerde olmayacakta böyle şeyler nerede olacak değil mi?

Kitabın bir yerine 'senin bakışlarında yaşlanmak istiyorum ve hayatımın sonuna kadar senin gecelerini giyinmek istiyorum' diye bir cümle geçiyor. Nasıl da güzel bir evlenme teklifi ama! Romantik aşıklara duyurulur:)

Aslında kitaptan keyif almamızda çevirmenlerin büyük rolü var. Ayça Sezen'e başarılı çevirisi için çok teşekkürler.


Bu defa Karadeniz parlıyor önümde ışıl ışıl..  Bir sonraki durağı olamayacak kadar kısa geliyor kitap..   

S.

Dostlarım Aşklarım
Marc Levy
Çeviri: Ayça Sezen
Can Yayınları, 2010, 279 sayfa

6 Kasım 2012 Salı

PAULO COELHO "BİR SAVAŞÇININ YAŞAMI", Fernando Morais

Daha önce birkaç defa popüler olan kitaplara ilişkin ön yargılı tavrımdan bahsetmiştim. Hayatımda hiç Paulo Coelho kitabı okumadım. Ben lisedeyken Simyacı ve Sofi'nin Dünyası okumayanları dövüyorlardı yine de okumadım. Hatta inadına okumadım. Biyografileri ise hep sevdim. Başka birisinin ellerine hayatını teslim edebilecek kadar açık yürekli olanları okumak çok renkli geldi bana her zaman.
D&R, Can Yayınlarıyla yaptığı muhteşem kampanya ile gönüllerimizi ve ceplerimizi ele geçirdiğinde, az sonra bahsedeceğim kitabı etiket fiyatı 33,50 olmasına rağmen 5Tl'ye satın aldım. Dünyaca ünlü bir romancının hayatını merak ediyor olmanın yanında, bir insanın -üstelik henüz yaşayan bir insanın- 517 sayfada anlatılacak nasıl bir hayatı olabilir dedim.
Kitabın başlarındaki "O gün Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenilere yaptığı katliamın yıl dönümüydü ve Coelho'nun evinin yakınındaki Türkiye Büyükelçiliği önünde gürültülü patırtılı bir gösteri yapılıyordu" cümlesine kafayı takmadan okumaya devam ettim. Aslında bunu buraya yazınca kafaya taktığım da ortaya çıkıyor ya neyse... Yazarın bugünü ile başlayan, doğumundan günümüze her yaşadığı anı anlatan detaylı, akıcı bir biyografi.
Coelho boşuna -arka kapakta yazdığı gibi- "Fernando'ya daha önce kimseye söylemediklerimi anlattım... Kendime bile  söyleyemediklerimi..." dememiş. Gerçekten insanın kendisiyle baş başa kaldığında dahi dillendirmek istemeyeceği anılara bile yer verilmiş. Kitabın beni etkileyen en güçlü yanı yazarın neredeyse 40 yaşına kadar kafayı dünya çapında bir romancı olmaya takmış olması ve eninde sonunda bunu başarmış olması. Bir de tabii kitap henüz elimdeyken -ki biraz uzun süre elimde kaldığını itiraf etmeliyim- hemen her  sayfada, bir anne olarak "demek ki bir çocuktan hiçbir zaman ümit kesilmezmiş? Bu anlatılan adam da Paulo Coelho olduysa..." dedim.
Gerçekten hakkında neredeyse hiç bir şey bilmediğim ünlü bir insanın son derece "renkli" hayatını okumaktan çok zevk aldım. Bir anne olarak çok dersler çıkardım. Bir okuyucu olarak çok dersler çıkardım.
Bilmeden bilmek, inanmak, evrenden istemek,inatla istemek,inançla istemek... Düşüncelerde savruldum durdum. Yazarın eşimle inanılmaz noktalarda kesişmesi de bir an önce tüm kitaplarını okumak için sabırsızlanmama yol açtı.
En büyük ders de burada geldi; popüler olan her zaman sıradan değildir. Bu kadar insanın da bir bildiği vardır...
Sonu belli olsa da gerçek hikayeleri okumaktan zevk alanlara şiddetle tavsiyemdir...

E.



Paulo Coelho "Bir Savaşçının Yaşamı" Fernando Morais
Çeviri: Samim Sakacı
Can Yayınları, 2011, 517 sayfa